İdari yargıda 'davanın ihbarı' müessesesi hangi amaçla kullanılır? Mahkemenin davayı re'sen ihbar etme yükümlülüğü hangi ilkenin bir sonucudur? Davanın kendisine ihbar edildiği üçüncü kişinin, sonradan kendisine karşı açılabilecek bir rücu davasında 'asıl davadaki uyuşmazlık hakkında yanlış karar verildiği' iddiasını ileri sürmesi neden kısıtlanmıştır? (HMK m. 61, 69; İYUK m. 31)
**Davanın İhbarının Amacı (HMK m. 61):** Davanın ihbarı, davanın taraflarından birinin, davayı kaybetmesi halinde üçüncü bir kişiye rücu edebileceğini (tazminat veya başka bir talep yöneltebileceğini) veya üçüncü bir kişinin kendisine rücu edebileceğini düşünmesi durumunda, bu üçüncü kişiyi davadan haberdar etmesidir. Temel amaçları şunlardır: 1. Üçüncü kişiye, davaya fer'i müdahil olarak katılma ve kendi hukuki durumunu koruma imkanı tanımak. 2. İhbar eden tarafın, ileride açacağı rücu davasında konumunu güçlendirmek. Üçüncü kişiyi, davanın sonucuna karşı daha bağlayıcı bir konuma getirmek. **Mahkemenin Re'sen İhbar Yükümlülüğü:** İYUK m. 31/1, HMK'dan farklı olarak, idari yargıda davanın ihbarının 'Danıştay, mahkeme veya hakim tarafından re'sen yapılacağını' hükme bağlamıştır. Bu, idari yargıya hakim olan **'re'sen (kendiliğinden) araştırma ilkesi'nin** bir sonucudur. İdari hakim, dosyanın tekemmülü için gerekli gördüğü her türlü delili ve bilgiyi kendiliğinden toplayabilir. Bu kapsamda, davanın sonucundan etkilenecek ve yargılamanın aydınlatılmasına katkı sunabilecek bir üçüncü kişinin varlığını tespit ederse, tarafların talebi olmasa bile davayı o kişiye ihbar etmekle yükümlüdür. **Rücu Davasında İtirazın Kısıtlanması (HMK m. 69 - Fer'i Müdahalenin Etkisi):** Dava kendisine ihbar edilen üçüncü kişi, davaya fer'i müdahil olarak katılmışsa (veya katılma imkanı varken katılmamışsa), HMK m. 69 uyarınca 'fer'i müdahalenin etkisi' devreye girer. Buna göre, ihbar edilen kişi, daha sonra kendisine karşı açılan rücu davasında, asıl davada verilen hükmün hatalı olduğunu, yani **'asıl davadaki uyuşmazlık hakkında yanlış karar verildiği'** iddiasını kural olarak ileri süremez. Bu kısıtlamanın sebebi şudur: Kanun, ihbar edilen kişiye 'Gel, davaya katıl, delillerini sun, argümanlarını ileri sür ve davanın doğru sonuçlanmasına yardımcı ol' imkanını tanımıştır. Kişi bu imkanı kullanıp kullanmamakta serbesttir. Ancak bu davete rağmen davaya katılmaz veya katılıp da davanın seyrini lehine çeviremezse, sonradan 'mahkeme o davada yanlış karar verdi' diyerek sorumluluktan kurtulamaz. Bu kural, aynı uyuşmazlığın tekrar tekrar tartışılmasını önleyerek usul ekonomisine hizmet eder ve ihbar kurumunu işlevsel kılar. Bunun tek istisnası, yanında katıldığı tarafın yargılamayı ağır kusuruyla hatalı yürütmesi veya ihbarın çok geç yapılması gibi durumlardır.