Evlilik birliğinin temelinden sarsılması (TMK m. 166) sebebine dayalı bir boşanma davasında, davacı tanıklarının beyanlarının 'üçüncü kişilerden aktarılan vakıalar' olması durumunda, bu beyanlar hükme esas alınabilir mi? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/2-1586 E., 2021/247 K. sayılı kararının bu konudaki yaklaşımı nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #172328

Kural olarak, tanık beyanının delil değeri taşıyabilmesi için tanığın bizzat gördüğü, duyduğu veya tanık olduğu olaylara ilişkin olması gerekir. Üçüncü kişilerden duyuma dayalı, aktarıma (naklen) dayalı beyanlar, doğrudan delil niteliği taşımaz ve tek başlarına hükme esas alınamazlar. Bu tür beyanlar zayıf delil olarak kabul edilir ve başka somut delillerle desteklenmedikçe boşanma kararı için yeterli görülmez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin bozma kararındaki temel gerekçe de budur. Ancak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2017/2-1586, K. 2021/247 sayılı direnme kararını yerinde bulan kararında, bu kuralın mutlak olmadığı ve dosyadaki diğer delillerle birlikte bir bütün olarak değerlendirme yapılması gerektiği ortaya konulmuştur. HGK'nın yaklaşımı şu şekildedir: 1. **Bütüncül Değerlendirme:** Mahkeme, sadece tanık beyanlarına değil, dosyadaki tüm delillere ve tarafların genel tutumlarına bakmalıdır. HGK, yerel mahkemenin, tarafların on yıldır ayrı yaşaması, evlilik birliğini sürdürme konusunda her iki tarafın da diğerini suçlaması gibi olguları da dikkate alarak evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı kanaatine varmasını isabetli bulmuştur. 2. **Doğrudan Tanıklığın Varlığı:** HGK, Özel Daire'nin 'tüm tanık beyanları aktarıma dayalı' şeklindeki tespitine katılmamıştır. Kararda, davacı tanığı olan ...'nın, davalı kadının eşine yönelik 'geri zekâlı, beceriksiz, kişiliği bozuk' şeklindeki aşağılayıcı sözlerini bizzat duyduğunu beyan ettiğine dikkat çekilmiştir. Bu beyan, bir aktarım değil, doğrudan bir tanıklıktır. 3. **Delillerin Serbestçe Değerlendirilmesi (HMK m. 198):** Hakim, delilleri serbestçe takdir eder. Tanığın beyanının aksini gösteren ciddi ve inandırıcı başka bir delil veya olayın dosyada bulunmaması halinde, tanığın beyanına itibar edilebilir. Akrabalık gibi yakınlıklar tek başına tanık beyanını değerden düşürmez. HGK, bu doğrudan tanıklığın hükme esas alınmasında bir isabetsizlik görmemiştir. Sonuç olarak, her ne kadar 'üçüncü kişiden aktarılan' duyuma dayalı beyanlar tek başına hükme esas alınamasa da, eğer tanıklardan bir veya birkaçı olaylara bizzat şahit olmuşsa (doğrudan tanıklık) ve bu beyanlar dosyadaki diğer olgularla (uzun süreli fiili ayrılık gibi) birleştiğinde evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı kanaatini oluşturuyorsa, boşanma kararı verilebilir. HGK, bu somut olayda hem doğrudan tanıklığın hem de birliğin sarsıldığını gösteren diğer olguların varlığı nedeniyle yerel mahkemenin direnme kararını yerinde bulmuştur.