Bir kişinin, tarafı olduğu ve gizli olmayan bir telefon konuşmasını, karşı tarafın rızası olmaksızın kaydetmesi fiili, Yargıtay tarafından hangi suç kapsamında değerlendirilmektedir? Bu fiilin TCK m. 135 (Kişisel Verilerin Kaydedilmesi) kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savunan görüşün temel argümanı nedir? 'Hukuka aykırı hareket etme bilinci'nin bu suçun oluşumundaki rolünü açıklayınız.
Yargıtay, bir kişinin tarafı olduğu bir konuşmayı karşı tarafın rızası olmaksızın kaydetmesi fiilini, genellikle TCK m. 134 kapsamında 'Özel Hayatın Gizliliğini İhlal' suçu olarak değerlendirmektedir. Ancak, metinde bu yaklaşıma karşı eleştirel bir görüş sunulmakta ve bu fiilin TCK m. 135 'Kişisel Verilerin Kaydedilmesi' suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiği savunulmaktadır. Bu görüşün temel argümanları şunlardır: 1. **Suçun Niteliği:** Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu (TCK m. 134) bir 'zarar suçu'dur, 'tehlike suçu' değildir. Suçun oluşması için özel hayata somut bir müdahale ve ihlal gerekir. Sadece konuşmanın kaydedilmesi, bu ihlal tehlikesini yaratır, ancak ihlalin kendisini oluşturmaz. Kaydın bir başkasına dinletilmesi veya ifşa edilmesiyle ihlal gerçekleşir ki bu eylem zaten kanunda ayrıca düzenlenmiştir. TCK m. 134'ü bir tehlike suçu gibi yorumlamak 'kanunilik' ilkesine aykırıdır. 2. **Kişisel Veri Kavramı:** Bir telefon görüşmesindeki ses ve içerik, kişiyi belirli veya belirlenebilir kılan her türlü bilgi kapsamında 'kişisel veri' niteliğindedir. Bu verinin rıza dışı kaydedilmesi, TCK m. 135'teki 'kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetmek' suçunun tanımına doğrudan uymaktadır. Hükmün gerekçesi de, bilgilerin üçüncü şahısların eline geçme tehlikesine karşı koruma sağlamayı amaçladığını belirtir. **'Hukuka Aykırı Hareket Etme Bilinci'nin Rolü:** Yargıtay, bazı istisnai durumlarda, failin 'hukuka aykırı hareket etme bilinci' ile hareket etmediği gerekçesiyle beraat kararları vermektedir. Bu kararların ortak özelliği, kişinin kendisine karşı işlenmekte olan ve başka türlü ispatı mümkün olmayan bir suçu (tehdit, hakaret, şantaj gibi) delillendirmek veya bir hakkını ispatlamak amacıyla, anlık gelişen bir durumda ses kaydı almasıdır. Bu durumda, failin kastının suç işlemek değil, meşru bir hakkı korumak ve delil elde ederek ilgili makamlara (CMK m. 158) sunmak olduğu kabul edilir. Ses kaydının bu amaçla alınması ve sadece bu amaçla kullanılması, eylemi hukuka uygun hale getirebilir ve suçun manevi unsurunun oluşmadığı sonucuna varılabilir. Ancak bu durum, her rızasız ses kaydının meşru olduğu anlamına gelmez ve her somut olayda ayrı değerlendirilir.