Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2018/21-94 E., 2021/111 K. sayılı kararına yansıyan olayda olduğu gibi, bir tazminat davasında alınan ilk bilirkişi raporuna taraflardan sadece biri (davacı) itiraz edip, davalı itiraz etmemişse, davacının itirazı üzerine alınan ikinci raporda davacının kusur oranı ilk rapordakinden daha ağır tespit edilirse, mahkeme hangi rapora göre karar vermelidir? 'Usuli kazanılmış hak' kavramı bu durumda kimin lehine işler?
Bu durumda mahkeme, 'ilk rapora' göre karar vermelidir. 'Usuli kazanılmış hak' kavramı, bu durumda her iki tarafın da lehine farklı yönlerden işler. Şöyle ki: 1. Davalı Açısından: Davalı, ilk rapordaki kusur oranlarına ve tazminat miktarına itiraz etmeyerek, bu rapordaki aleyhine olan tespitleri zımnen kabul etmiş ve kendi durumu açısından bir 'usuli kazanılmış hak' oluşmasını engellemiştir. Yani, daha sonra aleyhine bir rapor çıksa ona katlanmak zorundadır. 2. Davacı (İtiraz Eden) Açısından: Davacı, ilk rapordaki aleyhine olan kusur oranına itiraz ederek, daha lehe bir sonuç elde etmeyi amaçlamıştır. Kendi itirazı üzerine durumunun daha da kötüleşmesi, 'itiraz edenin durumunun kendi itirazıyla aleyhine çevrilemeyeceği' (reformatio in peius yasağının usul hukukundaki yansıması) ilkesine aykırıdır. Davalının itiraz etmeyerek benimsediği ilk rapordaki kusur oranı, itiraz eden davacı için bir 'usuli kazanılmış hak' teşkil eder. Davacı, itiraz etmekle en kötü ihtimalle ilk rapordaki sonuca razı olduğunu ima eder. Sonuç olarak, Hukuk Genel Kurulu'nun ilgili kararında da belirtildiği gibi, mahkeme, itiraz etmeyen taraf için kesinleşen ve itiraz eden taraf lehine usuli kazanılmış hak doğuran 'ilk rapordaki kusur oranlarını' hükme esas almalıdır. Kendi itirazı sonucu durumu ağırlaşan taraf aleyhine karar verilemez.