Bir kimse, kendisine karşı işlenmekte olan bir suçu (örneğin tehdit veya şantaj) başka türlü ispatlama imkanı bulunmadığı bir durumda, bu suçu belgelemek amacıyla yaptığı telefon görüşmesini gizlice kayda almıştır. Yargıtay'ın bu tür durumlarda, ses kaydı alan kişinin eyleminin suç oluşturup oluşturmadığına ilişkin 'hukuka aykırı hareket etme bilinci' kriterini nasıl değerlendirdiğini açıklayınız.
Yargıtay, bu tür özel durumlarda, ses kaydı alan kişinin 'hukuka aykırı hareket etme bilinciyle' hareket etmediği sonucuna vararak, eylemin suç oluşturmadığını ve elde edilen delilin hukuka uygun olduğunu kabul edebilmektedir. Bu kararların ortak özelliği, kişinin anlık gelişen bir durum karşısında, kendisine yönelen ve devam eden bir suç teşkil eden haksız saldırıyı başka türlü ispatlama imkanının bulunmamasıdır. Kişinin amacı, özel hayatın gizliliğini veya kişisel verileri ihlal etmek değil, meşru bir hakkını (savunma ve ispat hakkı) korumak ve bu delili CMK m. 158'de sayılan şikayet makamlarına (savcılık, polis vb.) sunmaktır. Yargıtay, bu durumda failin kastının hukuka aykırı bir eylem gerçekleştirmek olmadığını, aksine bir zorunluluk hali içinde delil topladığını değerlendirerek, eylemde suçun manevi unsurunun oluşmadığına karar vermektedir. Ancak bu durumun bir istisna olduğu ve her ses kaydının bu şekilde meşru kabul edilemeyeceği, amacın ve koşulların her olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır.