Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı bir boşanma davasında (TMK m. 166), davacı tanıklarının beyanları doğrudan görgüye dayanmayıp, üçüncü kişilerden duydukları (aktardıkları) vakıalara dayanıyorsa, bu beyanlar mahkeme tarafından hükme esas alınabilir mi? Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2015/23958 E., 2016/10592 K. sayılı bozma kararı ve buna karşı verilen direnme kararının temelindeki tartışmayı açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #172194

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin bozma kararına göre, davacı tanıklarının doğrudan görgüye dayanmayan ve üçüncü kişilerden duyumlarını aktardıkları (hearsay/rivayet) beyanlar, boşanma davasında hükme esas alınamaz. Bu tür beyanlar, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını kabule elverişli, somut ve inandırıcı delil niteliğinde görülmemektedir. Özel Daire, bu tür aktarıma dayalı tanıklıkların yetersiz olduğunu ve davanın reddi gerektiğini belirtmiştir. Ancak yerel mahkeme, direnme kararında farklı bir yaklaşım sergilemiştir. Direnme kararının temelindeki tartışma, hâkimin delilleri serbestçe takdir etme yetkisine (HMK m. 198) ve hâkimin boşanma davasında evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığına dair edineceği vicdani kanaate (TMK m. 184) dayanmaktadır. Yerel mahkeme, tanık beyanlarını (aktarım dahi olsa) dosyadaki diğer delillerle ve olgularla (örneğin eşlerin uzun süredir ayrı yaşaması, tarafların birbirini suçlaması) bir bütün olarak değerlendirmiştir. Özellikle davalı kadının, tanıklar yanında eşi hakkında küçültücü ve hakarete varan sözler söylediğine dair beyanı (davacı tanığı ...'nın beyanı) gibi doğrudan olmasa da dolaylı kanıtları ve evliliğin fiilen bitmiş olmasını göz önünde bulundurarak, birliğin temelinden sarsıldığı kanaatine varmıştır. Hukuk Genel Kurulu ise (2017/2-1586 E., 2021/247 K.), davalı kadının davacı tanığı ...'nın beyanına göre davacıyı aşağıladığı ve bu beyanın aksini ispatlayan bir delil bulunmadığı gerekçesiyle yerel mahkemenin direnme kararını yerinde bulmuştur. Bu durum, tanık beyanının (akrabalık veya yakınlık dahil) tek başına değerden düşürülemeyeceğini ve hâkimin tüm delilleri bir arada değerlendirerek bir sonuca varabileceğini göstermektedir. Ancak temel kural, tanıklığın görgüye dayanmasıdır; aktarıma dayalı beyanların hükme esas alınması istisnai olup, diğer delillerle güçlü bir şekilde desteklenmesi gerekir.