5271 sayılı CMK'nın 58. maddesi ve 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu çerçevesinde, bir tanığın 'gizli tanık' olarak dinlenebilmesi için hangi koşulların bir arada bulunması gerekmektedir? Bir mahkumiyet hükmü, yalnızca bir veya birden fazla gizli tanığın beyanlarına dayanılarak kurulabilir mi? Bu durumun adil yargılanma hakkı ile ilişkisini tartışınız.
Bir tanığın 'gizli tanık' olarak dinlenebilmesi için iki temel koşulun bir arada bulunması gerekmektedir: 1) Suçun Niteliği: Yargılamaya konu suçun, 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu'nun 3. maddesinde sayılan katalog suçlardan olması veya kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olması gerekmektedir. CMK m. 58/2 de bu kurala atıf yapar. 2) Ağır Tehlike Varlığı: Tanığın kimliğinin ortaya çıkmasının kendisi veya yakınları açısından ağır bir tehlike oluşturması gerekir. Bu tehlikenin somut ve ciddi olması, soyut korkulara dayanmaması AİHM içtihatları gereğince aranır. Bu iki şart birlikte olmadan gizli tanıklık kurumuna başvurulamaz. Bir mahkumiyet hükmü, yalnızca bir veya birden fazla gizli tanığın beyanlarına dayanılarak kurulamaz. Tanık Koruma Kanunu'nun 9. maddesi, 'Gizli tanığın beyanı tek başına hükme esas teşkil edemez.' şeklinde açık bir hüküm içermektedir. Bu kural, adil yargılanma hakkının (Anayasa m. 36, AİHS m. 6) temel güvencelerinden olan 'delillerin doğrudan doğruyalığı', 'silahların eşitliği' ve 'çapraz sorgu' ilkelerini korumayı amaçlar. Sanığın, aleyhindeki en önemli delil olan tanıkla yüzleşememesi, ona doğrudan soru soramaması ve güvenilirliğini test edememesi, savunma hakkını ciddi şekilde kısıtlar. Bu nedenle, gizli tanık beyanlarının mahkumiyete dayanak olabilmesi için mutlaka başka, bağımsız ve güvenilir yan delillerle (örneğin, teknik takip, fiziki kanıt, başka tanık beyanları vb.) desteklenmesi zorunludur. Aksi takdirde, sadece gizli tanık beyanına dayalı bir mahkumiyet, adil yargılanma hakkının ihlali anlamına gelir.