Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kurumunun doğası gereği, sanığa denetim süresi sonunda davanın düşmesi imkanını tanıyan bir 'fırsat' olduğu kabul edilmektedir. Buna karşın, ceza muhakemesinin temel ilkelerinden olan 'aleyhe değiştirme yasağı' (reformatio in pejus) da sanığın kanun yoluna başvurma hakkını güvence altına alır. Bu iki ilke, HAGB kararına itiraz edilip bozulması ve yeniden yargılama yapılması durumunda nasıl çatışır? Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2015/9452 K. sayılı karşı oyunda belirtilen argümanlar çerçevesinde konuyu tartışınız.
Aleyhe değiştirme yasağı, CMK m. 283 ve m. 307/5 uyarınca, yalnızca sanık lehine kanun yoluna başvurulduğunda, yeniden verilecek hükmün önceki hükümle belirlenmiş cezadan daha ağır olamayacağını düzenler. HAGB kararları ise CMK m. 231 uyarınca kurulan ancak hukuki sonuç doğurmayan, askıda bir hükümdür ve itiraza tabidir. Çatışma, HAGB kararına sanık lehine (örneğin beraat istemiyle) yapılan itirazın kabul edilerek hükmün bozulması ve yeniden yapılan yargılamada daha ağır bir cezaya hükmedilmesi ihtimalinde ortaya çıkar. Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2015/9452 K. sayılı kararındaki karşı oy, bu çatışmayı 'aleyhe değiştirme yasağı' lehine çözmektedir. Karşı oya göre, sanığın denetim süresindeki yükümlülüklere uymayarak HAGB 'fırsatını' değerlendirememesi, yargılamanın başka bir aşamasıyla ilgili bir durumdur ve ceza yargılamasının en temel ilkelerinden olan aleyhe değiştirme yasağının göz ardı edilmesini gerektirmez. HAGB kararı, özü itibarıyla bir mahkumiyet hükmü içerdiğinden ve bu hükme karşı sanık lehine kanun yoluna (itiraz) gidildiğinden, bozulması üzerine verilecek yeni hüküm, HAGB'ye konu olan ilk hükümdeki cezadan (örneğin 5 ay hapis) daha ağır olamaz. HAGB'nin bir 'fırsat' olması, sanığın en temel güvencelerinden olan aleyhe değiştirme yasağını ortadan kaldıran bir argüman olarak kullanılamaz. Dolayısıyla, HAGB kararı bozulduktan sonra verilecek yeni ceza, önceki ceza ile bağlıdır ve ağırlaştırılamaz.