Yargılamanın iadesi talebini düzenleyen HMK m. 375/1(c) bendi, 'Vekil veya temsilci olmayan kimselerin huzuruyla davanın görülmüş ve karara bağlanmış olması'nı bir sebep olarak saymaktadır. HMK m. 380/1, bu durumda başka bir inceleme yapılmaksızın hükmün iptal edileceğini belirtir. Davacının vekili olmayan bir kişinin davayı yürütmesi ile davalının vekili olmayan bir kişinin davayı yürütmesi arasında, HMK m. 380'in uygulanması açısından bir fark var mıdır? Gerekçesiyle açıklayınız.
Evet, HMK m. 380'in uygulanması açısından davacıyı ve davalıyı temsil eden vekil olmayan kişiler arasında önemli bir fark bulunmaktadır. HMK m. 380 gerekçesinde bu ayrım net bir şekilde açıklanmıştır. Eğer dava, davacının açık veya zımni muvafakati olmadan vekil veya temsilcisi olmayan bir kişi tarafından açılmış ve karara bağlanmışsa, bu durum davacının iradesiyle açılmış bir davanın varlığını ortadan kaldırır. Bu nedenle, bu yargılamanın iadesi sebebi sabit görüldüğünde, mahkeme başkaca bir inceleme yapmaksızın hükmü iptal eder. Çünkü ortada usulüne uygun bir dava açma iradesi ve işlemi yoktur. Ancak, davalının vekili olmayan bir kişi tarafından temsil edildiği bir davada yargılamanın iadesi talebi kabul edilirse, durum farklıdır. Burada usulüne uygun açılmış bir dava mevcuttur. Sadece savunma tarafında bir temsil hatası vardır. Bu nedenle, bu durumda hüküm doğrudan iptal edilmez. Mahkeme, yargılamaya devam ederek ortaya çıkacak yeni duruma göre önceki kararı onar, kısmen veya tamamen değiştirir. Özetle, davacı tarafındaki temsil eksikliği davanın temelini sarstığı için hükmün doğrudan iptaline yol açarken, davalı tarafındaki temsil eksikliği yeniden yargılama yapılarak hükmün düzeltilmesine veya değiştirilmesine imkan tanır.