Bir ceza davasında, sanık hakkında CMK m. 231 uyarınca 'hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB)' kararı verilmiş ve sanık 5 yıllık denetim süresi içinde kasıtlı yeni bir suç işlememiş ve yükümlülüklerine uymuştur. Bu sürenin sonunda mahkemenin vereceği 'davanın düşmesi' kararının hukuki niteliği ve bu kararın, aynı olay nedeniyle açılacak bir hukuk (tazminat) davası üzerindeki etkisi nedir?
Denetim süresi sonunda mahkemenin vereceği 'davanın düşmesi' kararı, CMK m. 231/10'a göre, 'açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak, davanın düşmesine' karar verilmesidir. Bu kararın hukuki niteliği, sanığın o suçu hiç işlememiş gibi kabul edilmesi ve yargılamanın tüm sonuçlarının (mahkumiyet, adli sicil kaydı vb.) ortadan kalkmasıdır. HAGB, esasen sanığa tanınan ikinci bir şanstır ve şartlar yerine getirildiğinde, o yargılama hiç yapılmamış gibi bir sonuç doğurur. Bu 'düşme' kararının, aynı olay nedeniyle açılacak bir hukuk (tazminat) davası üzerinde 'doğrudan bağlayıcı' bir etkisi yoktur. Hukuk mahkemesi, ceza davasının düşmüş olmasına rağmen, kendi delil değerlendirme kuralları çerçevesinde davalının 'haksız fiil' işleyip işlemediğini bağımsız olarak araştırır. Hukuk hâkimini, ceza mahkemesinin maddi olguyu ve fiilin hukuka aykırılığını tespit eden 'mahkumiyet' kararı bağlar. HAGB sonrası verilen düşme kararı ise, bir 'beraat' kararı değildir ve sanığın o fiili işlemediğini kesin olarak tespit etmez; sadece ceza hukuku açısından o dava için bir sonuç doğurmamasını sağlar. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, HAGB kararı ve sonrasındaki düşme kararı, hukuk mahkemesinde 'kesin delil' olarak kabul edilemez. Ancak, ceza davası dosyasında toplanan deliller (tanık beyanları, bilirkişi raporları, sanığın ikrarı vb.), hukuk mahkemesi tarafından 'takdiri delil' olarak değerlendirilebilir ve hukuk hâkimi bu delillere dayanarak davalının haksız fiil sorumluluğuna hükmedebilir. Yani, ceza davası düşse bile, tazminat davası kabul edilebilir.