Bir davanın, HMK m. 271'e aykırı olarak, bilirkişiye usulüne uygun yemin verdirilmeden yürütüldüğü ve bu yeminsiz bilirkişinin raporuna dayanılarak karar verildiği anlaşılmıştır. Temyiz incelemesi yapan Yargıtay'ın, bu usul hatasını tespit etmesi halinde, kararı 'esasa girmeden' sadece bu nedenle bozması mı gerekir, yoksa bu eksikliğin kararın sonucunu etkileyip etkilemediğini de araştırmalı mıdır? Bu durum, 'mutlak' ve 'nispi' temyiz sebepleri ayrımıyla nasıl ilişkilidir?
Bu durum, ceza ve hukuk usul hukukundaki 'mutlak' ve 'nispi' kanun yolu sebepleri ayrımıyla ilişkilidir. Bir usul hatasının 'mutlak' bir bozma nedeni olması, o hatanın varlığının, kararın sonucunu etkileyip etkilemediğine bakılmaksızın, tek başına kararın bozulması için yeterli olduğu anlamına gelir. Bu tür hatalar, yargılamanın temel güvencelerini ve adil yargılanma hakkını temelden zedeleyen, çok ciddi usul ihlalleridir. 'Nispi' bozma nedeni ise, usul hatasının aynı zamanda kararın sonucunu da etkilemiş olmasının arandığı durumlardır. HMK m. 271'deki yemin zorunluluğu, bilirkişinin tarafsızlığını ve raporunun güvenilirliğini sağlamaya yönelik temel bir güvencedir. Bilirkişinin yemin etmeden rapor düzenlemesi, bu temel güvenceyi ortadan kaldırır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre (örneğin, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E: 2015/8038 K: 2016/5948), bilirkişiye yemin ettirilmemesi, 'mutlak' bir bozma sebebidir. Yargıtay, bu eksikliği tespit ettiğinde, davanın esasına (delillerin içeriğine) girmeden, kararın sonucunu etkileyip etkilemediğini araştırmadan, sırf bu usul hatası nedeniyle kararı bozar. Çünkü yeminsiz bir bilirkişinin hazırladığı rapor, hukuken 'yok' hükmünde sayılır ve böyle bir delile dayanılarak kurulmuş bir hükmün hukuki bir temeli kalmamış olur. Bu, adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından olan 'usulüne uygun delil elde etme' ilkesinin ağır bir ihlalidir ve telafisi ancak yeniden yargılama ile mümkündür.