Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2016/12322 K. sayılı kararında, askeri aracın devrilmesi sonucu oluşan zarar nedeniyle idare tarafından ödenen tazminatın, 'kusurlu olan araç komutanına' rücu edilebileceği belirtilmiştir. Bu 'rücu' davasının hukuki niteliği ve hangi mahkemede görülmesi gerektiği konusunu, Anayasa m. 129/5 ve 6098 sayılı TBK'nın ilgili hükümleri çerçevesinde analiz ediniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #170918

Bu rücu davasının hukuki niteliği, idarenin, kendi personeli olan araç komutanının 'görev kusuru' nedeniyle üçüncü kişilere (veya diğer personele) ödemek zorunda kaldığı tazminatı, bu zarara kusuruyla sebep olan personelden geri istemesine dayanan bir 'alacak davası'dır. Bu davanın temel dayanağı, Anayasa'nın 129/5. maddesindeki '...kendilerine rücu edilmek kaydıyla...' ibaresidir. Bu anayasal ilke, idareyi, kusurlu personelinin yol açtığı zararı nihai olarak onun üzerinde bırakma konusunda yetkili ve hatta yükümlü kılar. Davanın görüleceği mahkeme konusu ise tartışmalıdır, ancak genel kabul idari yargı yönündedir. Her ne kadar dava bir alacak davası olsa da, temelinde bir 'kamu görevlisinin görevini ifa ederken işlediği kusurun' ve bu kusurun idareye verdiği zararın tespiti yatmaktadır. Bu uyuşmazlık, idare hukuku alanına giren, idare ile personeli arasındaki bir hizmet ilişkisinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, bu tür rücu davalarının, 2577 sayılı İYUK'un 2. maddesi uyarınca 'idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları' kapsamında, 'İdare Mahkemeleri'nde görülmesi gerektiği kabul edilmektedir. Adli yargıda (Hukuk Mahkemeleri) görülmesi gerektiği yönünde görüşler olsa da, Danıştay ve Uyuşmazlık Mahkemesi kararları, bu tür uyuşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yönünde istikrar kazanmıştır.