Bir trafik kazası sonucu aracında değer kaybı oluşan mağdur, zararını kusurlu tarafın sigorta şirketinden talep edip alamadığında, Sigorta Tahkim Komisyonu'na başvurmuştur. Komisyon, bilirkişi raporu alarak bir karar vermiş, ancak mağdur bu kararı da yetersiz bularak bu kez aynı konuda genel mahkemede (Asliye Hukuk/Ticaret Mahkemesi) bir alacak davası açmıştır. Mahkemenin, bu dava karşısında vermesi gereken usuli karar ne olmalıdır? Bu durum, HMK'daki 'derdestlik' veya 'kesin hüküm' itirazlarıyla nasıl ilişkilidir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #170907

Mahkemenin, bu dava karşısında 'davanın usulden reddine' karar vermesi gerekir. Bu durum, doğrudan 'derdestlik' veya 'kesin hüküm' itirazlarıyla değil, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 30. maddesinde düzenlenen tahkim yolunun niteliğiyle ilgilidir. 5684 sayılı Kanun, sigorta uyuşmazlıkları için taraflara seçimlik bir hak tanımıştır: Ya genel mahkemelerde dava açacaklar ya da Sigorta Tahkim Komisyonu'na başvuracaklardır. Bu iki yol, birbirinin alternatifi olup, aynı anda kullanılamaz. Bir uyuşmazlık, taraflardan birinin tercihiyle Sigorta Tahkim Komisyonu'na götürüldüğünde, Komisyon o uyuşmazlığı çözmekle 'görevli' hale gelir. Komisyon'un verdiği kararlar, HMK anlamında bir 'ilam' (mahkeme kararı) niteliğindedir ve icra edilebilir. Komisyon'un verdiği karara karşı, parasal sınırlara göre, yine Komisyon bünyesindeki İtiraz Hakem Heyeti'ne gidilebilir ve belirli bir meblağın üzerindeki kararlar için temyiz yolu açıktır. Mağdur, Komisyon'un kararını yetersiz buluyorsa, kanunda öngörülen bu iç kanun yollarını (itiraz, temyiz) tüketmelidir. Aynı konuda, Komisyon'daki süreç devam ederken veya sonuçlandıktan sonra genel mahkemede yeniden dava açması, hukuken mümkün değildir. Mahkeme, HMK m. 114/1-b uyarınca 'yargı yolunun caiz olmaması' veya görevsizlik nedeniyle davayı usulden reddetmelidir. Çünkü o uyuşmazlık için yargı yolu, davacı tarafından 'tahkim yolu' olarak seçilmiş ve tüketilmiştir. Bu, HMK m. 114/1-i'deki 'aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması (derdestlik)' veya m. 114/1-i'deki 'kesin hüküm bulunmaması' dava şartlarıyla benzer bir mantığa dayanır ve uyuşmazlığın mükerrer olarak görülmesini engeller.