Bir hukuk davasında, imza inkârında bulunulması üzerine mahkeme, HMK m. 211 uyarınca bilirkişi incelemesi yaptırmadan, sadece 'tarafların huzurunda yazı ve imza örnekleri alarak' ve bu örnekleri inkâr edilen imzayla 'kıyaslayarak' bir sonuca varabilir mi? Hâkimin bu konudaki takdir yetkisinin sınırları nelerdir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #170896

Hayır, mahkeme kural olarak bilirkişi incelemesi yaptırmadan, sadece kendi gözlemiyle bir sonuca varamaz. HMK m. 211, imza inkârı halinde hâkimin izleyeceği usulü kademeli olarak düzenlemiştir. Hâkim, öncelikle inkâr eden tarafı isticvap eder, sonra yazı ve imza örneklerini alarak bir ön değerlendirme yapar. Ancak maddenin devamında, '(2) Hâkim, yaptığı karşılaştırmadan yeterli bir kanaat edinememişse, bilirkişi incelemesine karar verir.' demektedir. İmza incelemesi, özel ve teknik bir bilgiyi, yani 'grafoloji' bilimini gerektiren bir uzmanlık alanıdır. Hâkimin bu alanda bir uzmanlığı yoktur. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, hâkimin sadece kendi gözlemiyle ve kıyaslamasıyla bir imzanın sahte olup olmadığına karar vermesi, 'eksik inceleme' ve 'bilirkişilik kurumunun amacına aykırı' bir uygulama olarak kabul edilir ve tek başına bir bozma nedenidir. Hâkimin, bilirkişiye gitmeden önce bir kanaat edinmesi, ancak ve ancak imzanın sahte olduğunun veya inkâr edene ait olduğunun 'ilk bakışta ve çıplak gözle dahi hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde açıkça' anlaşıldığı çok istisnai durumlarda söz konusu olabilir. Örneğin, inkâr edilen imza ile huzurda atılan imzanın tamamen alakasız karakterlerde olması gibi. Bunun dışındaki tüm durumlarda, imza inkârı iddiasının ciddiye alınması ve uyuşmazlığın mutlaka uzman bir bilirkişi tarafından incelenerek çözülmesi, adil yargılanma hakkının ve doğru karar verme yükümlülüğünün bir gereğidir. Hâkimin takdir yetkisi, bilirkişiye gidip gitmeme konusunda değil, hangi bilirkişiye gidileceği veya raporun yeterli olup olmadığı gibi konulardadır.