Bir ceza davasında, sanığın eyleminin TCK m. 107'de düzenlenen 'şantaj' suçu ile TCK m. 105'te düzenlenen 'cinsel taciz' suçunu birlikte oluşturduğu durumlarda (örneğin, 'eğer benimle cinsel içerikli konuşmazsan fotoğraflarını yayarım' tehdidi), bu iki suç arasında nasıl bir içtima ilişkisi söz konusudur? Yargıtay 14. Ceza Dairesi'nin 2021/3400 K. sayılı kararındaki yaklaşım nedir?
Bu durumda, her iki suç da ayrı ayrı oluşur ve aralarında 'gerçek içtima' kuralları uygulanır. Yani, fail hem şantaj suçundan hem de cinsel taciz suçundan ayrı ayrı cezalandırılır. Bu durumun hukuki analizi şöyledir: 1) Korunan Hukuki Değerler Farklıdır: Şantaj suçu (TCK m. 107), kişinin 'hür iradesiyle karar verme özgürlüğünü' ve 'iç huzurunu' korur. Cinsel taciz suçu (TCK m. 105) ise, kişinin 'cinsel dokunulmazlığını' ve 'cinsel özgürlüğünü' korur. Failin eylemi, birden fazla farklı hukuki değeri ihlal etmektedir. 2) Fiillerin Niteliği: Fail, 'fotoğraflarını yayarım' diyerek şantaj suçunun maddi unsurunu oluşturan tehdit fiilini gerçekleştirir. Bu tehdidi, mağduru 'cinsel içerikli konuşmaya' zorlamak için bir araç olarak kullanarak, aynı zamanda cinsel taciz suçunun 'cinsel amaç' unsurunu ve maddi unsurunu da gerçekleştirir. Eylemler, hukuken birbirinden bağımsız suç tanımlarını oluşturmaktadır. Yargıtay 14. Ceza Dairesi'nin anılan kararında da bu yaklaşım benimsenmiştir. Kararda, sanığın mağdurun soyunmasını sağlamak için şantaj içerikli sözler sarf etmesi eyleminin, 'şantaj suçunun yanı sıra... cinsel taciz suçunu oluşturduğu' belirtilmiştir. Bu ifade, mahkemenin her iki suçun da oluştuğunu kabul ettiğini ve failin bu suçlardan ayrı ayrı sorumlu tutulması gerektiğini gösterir. Bu durum, TCK m. 44'teki fikri içtimadan farklıdır, çünkü burada tek bir fiil değil, iç içe geçmiş ancak hukuken bağımsız nitelikte birden fazla fiil ve suç tanımı söz konusudur.