Vergi Usul Kanunu m. 341'de tanımlanan 'vergi ziyaı' ile TCK m. 21'de tanımlanan 'kast' ve 'taksir' kavramları arasındaki ilişkiyi açıklayınız. Vergi ziyaı cezasının (VUK m. 344) kesilebilmesi için, mükellefin vergi kaybına 'kasten' sebebiyet verdiğinin ispatı zorunlu mudur? Yoksa objektif bir sorumluluk mu söz konusudur?
Vergi ziyaı, VUK m. 341'de objektif bir durum olarak tanımlanmıştır: 'mükellefin veya sorumlunun vergilendirme ile ilgili ödevlerini zamanında yerine getirmemesi veya eksik yerine getirmesi yüzünden, verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesini veya eksik tahakkuk ettirilmesini ifade eder.' Bu tanımda, TCK'daki gibi bir 'kast' veya 'taksir' unsuru aranmamıştır. Dolayısıyla, vergi ziyaı cezasının (VUK m. 344) temel hali (1 kat ceza) için, mükellefin 'objektif sorumluluğu' esastır. Yani, vergi kaybının ortaya çıkması, cezanın kesilmesi için yeterlidir; mükellefin bu kayba kasten veya taksirle sebep olup olmadığına bakılmaz. Bu, ceza hukukunun 'kusur sorumluluğu' ilkesinden ayrılan, idari yaptırım hukukuna özgü bir yaklaşımdır. Ancak, bu objektif sorumluluk mutlak değildir. VUK, kastın varlığını, cezanın miktarını ağırlaştıran bir unsur olarak dikkate alır. VUK m. 344/2'ye göre, vergi ziyaına, VUK m. 359'da sayılan 'kaçakçılık' fiilleriyle (sahte belge düzenleme/kullanma, defterleri yok etme vb.) sebebiyet verilmesi halinde, ceza ziyaa uğratılan verginin 'üç katı' olarak uygulanır. VUK m. 359'daki fiiller ise, doğaları gereği 'kasıtlı' eylemlerdir. Dolayısıyla, sistem şöyledir: - Herhangi bir ihmal, hata veya özensizlik sonucu vergi kaybı oluşmuşsa, 'objektif sorumluluk' gereği '1 kat' vergi ziyaı cezası kesilir. - Eğer vergi kaybı, 'kasıtlı' bir kaçakçılık fiiliyle yaratılmışsa, 'kusur sorumluluğu' devreye girer ve ceza '3 kata' çıkarılır. Sonuç olarak, temel ceza için kast şart değildir, ancak kastın varlığı cezayı ağırlaştıran nitelikli bir haldir.