Bir trafik kazası sonrası araçta oluşan değer kaybının tazmini için açılan bir davada, davalının kusur oranının %50'den az olması (örneğin %40) durumunda, davacı değer kaybının tamamını mı, yoksa sadece davalının kusuruna isabet eden kısmını mı talep edebilir? Bu durum, müteselsil sorumluluk ilkesi ile nasıl bir ilişki içindedir?
Davacı, değer kaybı zararının tamamını değil, sadece karşı tarafın (davalının) kusuruna isabet eden kısmını talep edebilir. Eğer davalının kusuru %40 ise, davacı toplam değer kaybı zararının %40'ını davalıdan veya onun sigortacısından isteyebilir. Zararın kalan %60'lık kısmı ise, kazada %60 kusurlu olan davacının kendi üzerinde kalır. Bu durum, 'müteselsil sorumluluk' ilkesi ile değil, 'ortak kusur' (birlikte kusur) ve 'kusur indirimi' (tazminattan indirim) ilkeleriyle ilgilidir. Türk Borçlar Kanunu'nun 52. maddesine göre, 'Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir.' Müteselsil sorumluluk, birden fazla kişinin 'aynı zarardan' sorumlu olması durumunda, alacaklının bu sorumlulardan herhangi birine zararın tamamı için başvurabilmesini ifade eder. Oysa burada, davacı ve davalı, zararın tamamından değil, sadece kendi kusurları oranındaki kısmından sorumludurlar. Yani zarar, kusur oranlarına göre paylaştırılmıştır. Dolayısıyla, davacı, kendi kusuruna tekabül eden zarar payını (%60) karşı taraftan talep edemez. Bu, tazminat hukukunun temel prensiplerinden biridir.