Bir trafik kazasında, Karayolları Trafik Kanunu'nun 85. maddesi uyarınca 'zarar veren sürücü', 'aracın işleteni' ve 'bağlı olduğu teşebbüsün sahibi'nin 'müştereken ve müteselsilen' sorumlu olduğu belirtilmiştir. 'Müşterek ve müteselsil sorumluluk' kavramının, zarar gören alacaklı açısından pratikte sağladığı en önemli avantaj nedir? Bu sorumlulardan biri zararın tamamını ödediğinde, diğer sorumlulara karşı başvurabileceği hukuki yolun adı ve dayanağı nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #170873

'Müşterek ve müteselsil sorumluluk' (TBK m. 61 ve m. 162 vd.), zarar gören alacaklıya, alacağının tamamını borçlulardan herhangi birinden veya birkaçından veya hepsinden birden talep etme hakkı tanıyan bir sorumluluk türüdür. Alacaklı açısından sağladığı en önemli avantaj, 'tahsilat kolaylığı ve güvencesi'dir. Alacaklı, borçlular arasında bir sıra takip etmek zorunda değildir. Ödeme gücü en yüksek olan (örneğin, büyük bir şirket olan teşebbüs sahibi veya sigorta şirketi) sorumluya giderek zararının tamamının tazminini isteyebilir. Borçlulardan birinin iflas etmiş veya ödeme güçsüzlüğü içinde olması, alacaklının alacağına kavuşmasını engellemez. Bu sorumlulardan biri, örneğin aracın işleteni, zararın tamamını ödediğinde, diğer sorumlulara (kusurlu sürücü, teşebbüs sahibi) karşı başvurabileceği hukuki yolun adı 'rücu davası'dır. Bu davanın hukuki dayanağı, Türk Borçlar Kanunu'nun 167. maddesidir. Bu maddeye göre, 'Aksi kararlaştırılmadıkça veya işin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar. Kendisine düşen paydan fazlasını ifa eden borçlunun, diğerlerine rücu hakkı vardır ve bu durumda onların paylarını isteyebilir.' Ancak trafik kazalarında, iç ilişkideki sorumluluk genellikle tarafların 'kusur oranlarına' göre belirlenir. Zararın tamamını ödeyen işleten, kusuru oranında sürücüye rücu edebilir.