4857 sayılı İş Kanunu m. 26/2, ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan hallere dayanarak işçi ve işverenin sözleşmeyi fesih hakkının, bu tür davranışların öğrenildiği günden başlayarak 'altı iş günü' içinde kullanılması gerektiğini düzenler. Bu altı iş günlük sürenin hukuki niteliği nedir (hak düşürücü süre mi, zamanaşımı süresi mi)? Sürenin 'iş günü' olarak hesaplanmasının pratik sonuçları nelerdir?
Bu altı iş günlük süre, bir 'hak düşürücü süre'dir. Hak düşürücü sürelerin zamanaşımı sürelerinden temel farkı, hâkim tarafından re'sen (kendiliğinden) dikkate alınması ve durma veya kesilme gibi kurallara tabi olmamasıdır. Yani, karşı taraf ileri sürmese bile, hâkim bu sürenin geçip geçmediğini kendiliğinden kontrol etmek zorundadır. Süre geçtikten sonra kullanılan fesih hakkı, 'haksız fesih' niteliği kazanır. Sürenin 'iş günü' olarak hesaplanmasının pratik sonuçları şunlardır: Bu sürenin hesabında, ulusal bayram, genel tatil ve hafta tatili (genellikle Pazar) günleri dikkate alınmaz. Örneğin, haklı fesih nedenini Cuma günü öğrenen bir işveren için altı iş günlük süre, Cumartesi (eğer iş günü ise), Pazartesi, Salı, Çarşamba, Perşembe ve Cuma günlerini kapsayacak şekilde hesaplanır; Pazar günü süreye dahil edilmez. Bu, taraflara olayı araştırma, delilleri toplama ve hukuki danışmanlık alma gibi konularda fiilen daha uzun bir zaman tanıma amacı güder. Eğer süre sadece 'altı gün' olarak belirtilmiş olsaydı, araya giren tatil günleri de süreye dahil edilecek ve hak sahibinin düşünme ve hareket etme zamanı kısalacaktı. Bu nedenle 'iş günü' ifadesi, hak sahibi lehine bir düzenlemedir.