Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun (İDDK) bozma kararlarına karşı, ilk derece mahkemesi olarak görev yapan Danıştay dava dairelerinin 'ısrar etme' olanağının bulunmaması, buna karşılık idare mahkemelerinin bu olanağa sahip olması, yargı sistemi içindeki hiyerarşi ve 'içtihat birliğinin sağlanması' amacı açısından nasıl bir anlam taşımaktadır?
Bu farklılık, yargı sistemi içindeki hiyerarşik yapı ve içtihat birliğini sağlama mekanizmalarının bir sonucudur. 1) İdare Mahkemelerinin Israr Hakkı: İdare mahkemeleri, Bölge İdare Mahkemesi (BİM) veya Danıştay'ın bozma kararına uymayarak eski kararında ısrar edebilir. Bu durumda dosya, nihai kararı vermek üzere, idari yargıdaki en üst karar organı olan Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na (İDDK) gider. Israr hakkı, alt derece mahkemesinin, üst mahkemenin bozma gerekçesine katılmadığını belirterek, konunun en üst merci tarafından tekrar ve kesin olarak değerlendirilmesini sağlayan bir mekanizmadır. Bu, hukukun gelişimine ve farklı görüşlerin en üst düzeyde tartışılmasına olanak tanır. 2) Danıştay Dava Dairelerinin Israr Hakkının Olmaması: Danıştay dava daireleri, bazı davalarda 'ilk derece mahkemesi' olarak görev yaparlar. Bu kararların temyiz mercii ise İDDK'dır. İDDK, Danıştay'ın en üst karar organıdır ve temel fonksiyonlarından biri, Danıştay daireleri arasında ve genel olarak idari yargıda 'içtihat birliğini' sağlamaktır. Eğer bir Danıştay dairesi, kendisinden hiyerarşik olarak üstün olan ve içtihat birliğini sağlamakla görevli olan İDDK'nın bozma kararına karşı ısrar edebilseydi, bu durum sistem içinde bir kaosa ve içtihat karmaşasına yol açardı. İDDK'nın birleştirici ve nihai karar verme fonksiyonu anlamsızlaşırdı. Bu nedenle, 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesi, İDDK kararlarına uyulmasını zorunlu kılarak ve dairelere ısrar hakkı tanımayarak, Danıştay içindeki hiyerarşiyi ve içtihat birliğini kesin bir şekilde güvence altına almıştır. (Bkz. Danıştay 13. Dairesi E:2014/2044, K:2015/4499)