TCK m. 215'te düzenlenen 'suçu ve suçluyu övme' suçunun objektif cezalandırılabilme şartı olan 'kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması' kriteri ile TCK m. 313'teki 'halkı silahlı isyana tahrik' suçu arasındaki farkı, ifade özgürlüğünün sınırları bağlamında analiz ediniz. Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2019/13016 K. sayılı kararındaki karşı düşünce, bu ayrımı nasıl ele almaktadır?
İki suç arasındaki temel fark, ifade özgürlüğüne müdahalenin yoğunluğu ve aranan tehlikenin niteliğindedir. 1) TCK m. 215 (Suçu ve Suçluyu Övme): Bu suç, 'işlenmiş olan' bir suça veya bir suçluya yönelik övgüyü konu alır. Kanun koyucu, 2013 değişikliği ile 'kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması' şartını ekleyerek, bu suçu bir 'soyut tehlike' suçundan 'somut tehlike' suçuna dönüştürmüştür. Yani, her övgü cezalandırılmaz; övgünün, somut bir tehlike yaratma potansiyeli taşıması gerekir. Bu, ifade özgürlüğünü daha geniş bir alanda koruma amacını güder. Tehlike, kamu barışının bozulması ihtimalidir. 2) TCK m. 313 (İsyana Tahrik): Bu suç, geleceğe yönelik olarak halkı 'silahlı bir eyleme' çağırmayı, yani şiddete teşvik etmeyi konu alır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında da belirtildiği gibi, 'şiddeti teşvik eden' veya 'nefret söylemi' içeren ifadeler, ifade özgürlüğünün koruma alanı dışındadır. İsyana tahrik, doğrudan şiddete çağrı içerdiği için, ifade özgürlüğüne daha ağır bir müdahale olarak kabul edilir ve 'açık ve yakın tehlike' şartı, TCK 215'teki kadar belirgin bir şekilde aranmaz; eylemin kendisi zaten bu tehlikeyi yarattığı varsayılır. Yargıtay kararındaki karşı düşünce, tam da bu ayrıma dikkat çeker. Karşı düşünceye göre, sanığın yazısı, FETÖ'yü PKK'dan daha tehlikeli gören bir 'siyasi eleştiri' ve 'kişisel görüş' niteliğindedir. İçindeki 'Kürt Özgürlük Hareketi' gibi ifadeler rahatsız edici olsa da, 'şiddete çağrı' veya 'isyan tahriki' içermemektedir. Bu nedenle, eylemin TCK m. 313 kapsamında değerlendirilemeyeceğini, TCK m. 215 açısından ise 'kamu düzeni için açık ve yakın bir tehlike' yaratmadığını, dolayısıyla ifade özgürlüğü kapsamında kalması gerektiğini savunmaktadır. Bu, iki suçun unsurları ve ifade özgürlüğüyle olan hassas dengesi arasındaki farkı ortaya koyan bir yaklaşımdır.