Anayasa Mahkemesi'nin Kerim Kilit ve Diğerleri (2020/26381) kararında, tıbbi ihmal iddiasıyla açılan tazminat davasında, davalı sağlık kuruluşunun saklamakla yükümlü olduğu tıbbi kayıtlara (mamografi) ulaşılamaması ve bu nedenle bilirkişi raporunun kesin bir kanaat belirtememesi üzerine davanın reddedilmesi, yaşam hakkının hangi boyutu açısından ihlal olarak kabul edilmiştir? Mahkemenin, bu durumda ispat yükünü davacıya yüklemesi neden hukuka aykırı bulunmuştur?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #170836

Bu durum, Anayasa Mahkemesi tarafından yaşam hakkının (Anayasa m. 17) 'usul boyutu'nun ihlali olarak kabul edilmiştir. Yaşam hakkının usul boyutu, devletin, ölümle sonuçlanan olaylarda, sorumluların tespit edilmesini ve hesap vermesini sağlayacak 'etkili bir yargısal sistem' kurma pozitif yükümlülüğünü içerir. Bu etkili yargısal sistem, davanın adil bir şekilde yürütülmesini, tarafların delillere ulaşabilmesini ve iddialarını makul bir şekilde ispatlayabilmesini gerektirir. Somut olayda, davalı hekimin kusurunun ispatı için kritik öneme sahip olan mamografi kayıtlarının, bu kayıtları saklamakla yükümlü olan sağlık kuruluşu tarafından temin edilememesi, davacının ispat imkanını ortadan kaldırmıştır. Tıbbi verilerin kaydedilmesi ve makul bir süre saklanması sorumluluğu sağlık kuruluşuna aittir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesinin sonuçlarının, ispat yükünün yer değiştirmesi ilkesi gereği hastaya (başvurucuya) yüklenmesi beklenemez. Mahkemenin, delilin yokluğundan kaynaklanan ispat zorluğunu davacıya yükleyerek davayı reddetmesi, yargılamanın olayın seyrini ve sağlık personelinin sorumluluğunu aydınlatma imkanını ortadan kaldırmış ve bu nedenle yaşam hakkının usul boyutunu ihlal etmiştir. (Bkz. Kerim Kilit ve Diğerleri, B. No: 2020/26381, 7/2/2024, § 23, 29).