Bir kasten yaralama fiili sonucunda, mağdurun yüzünde oluşan izin 'sabit iz' niteliğinde olup olmadığının tespiti için Adli Tıp Kurumu'nun en az altı ay bekleme süresi öngörmesi, ceza yargılamasının 'çabukluk' ilkesi açısından nasıl bir sorun teşkil eder? Mahkemenin, bu süreyi beklemeden, mevcut delillere göre 'basit yaralama' suçundan hüküm kurması ve sonradan gelen raporda 'sabit iz' tespiti yapılması durumunda, bu yeni delil nasıl değerlendirilir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #170826

Adli Tıp Kurumu'nun bu bekleme süresi, tıbbi bir zorunluluktan kaynaklanmaktadır. Bir yaranın bırakacağı izin kalıcı (sabit) olup olmadığının kesin tespiti, ancak iyileşme sürecinin tamamlanmasından sonra mümkün olabilir. Bu tıbbi zorunluluk, ceza yargılamasının 'çabukluk' (usul ekonomisi) ilkesiyle bir gerilim yaratmaktadır. Mahkeme, bu süreyi beklemek yerine yargılamayı hızlandırmak amacıyla mevcut delillere göre 'basit yaralama' suçundan (TCK m. 86/1 veya 86/2) bir hüküm kurarsa, bu hüküm kesinleşmeden önce 'sabit iz' raporu dosyaya girdiğinde, bu durum temyiz (istinaf) aşamasında bir 'bozma nedeni' olarak değerlendirilir. Üst mahkeme, suçun niteliğinin (vasfının) değiştiğini belirterek dosyayı yerel mahkemeye geri gönderir ve TCK m. 87 uyarınca yeniden hüküm kurulmasını ister. Eğer hüküm kesinleştikten sonra 'sabit iz' raporu ortaya çıkarsa, bu durum CMK m. 311/1-e'de düzenlenen 'yargılamanın yenilenmesi' sebebi teşkil edebilir. Çünkü sanığın daha ağır bir cezayı gerektiren bir suçtan sorumlu olmasını gerektirecek 'yeni bir olay veya delil' ortaya çıkmıştır. Bu durumda, sanık aleyhine yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilebilir. Dolayısıyla, mahkemenin tıbbi süreci beklemeden karar vermesi, genellikle yargılamayı uzatan ve hukuki karmaşaya yol açan bir durumdur.