CMK m. 100/4'te, 'sadece adli para cezasını gerektiren suçlarda veya... hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez' hükmü yer almaktadır. Bu kural, tutuklamanın 'en son çare' (ultima ratio) olması ve 'ölçülülük' ilkeleriyle nasıl bir ilişki içindedir? Kanun koyucunun bu sınırı getirmesindeki temel rasyonel nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #170821

CMK m. 100/4'te yer alan bu kural, tutuklamanın 'en son çare' (ultima ratio) olması ve 'ölçülülük' ilkelerinin somut bir yansımasıdır. Bu ilkeler, bir koruma tedbirinin, ulaşılmak istenen amaçla orantılı olması ve daha hafif bir tedbirle aynı amaca ulaşılabiliyorsa daha ağır olanın seçilmemesi gerektiğini ifade eder. Tutuklama, kişi özgürlüğünü en ağır şekilde kısıtlayan koruma tedbiridir. Kanun koyucunun bu sınırı getirmesindeki temel rasyonel şudur: Bir suç için kanunda öngörülen nihai ceza (yaptırım), o suç için uygulanabilecek geçici tedbirin ağırlığını da sınırlar. Eğer bir suçun karşılığı sadece adli para cezası ise veya hapis cezasının üst sınırı iki yıl gibi görece düşük bir süre ise, bu suçu işlediği iddia edilen bir kişiyi, yargılama sonucunda alması muhtemel cezadan çok daha ağır bir tedbir olan tutuklamaya maruz bırakmak, 'ölçülülük' ilkesine temelden aykırı olur. Yani, 'tedbirin cezayı aşmaması' gerekir. Tutuklamanın amacı, yargılamanın sağlıklı bir şekilde yapılmasını sağlamak (delillerin korunması) ve hükmün infazını güvence altına almaktır. Cezası bu kadar düşük olan suçlarda, tutuklama gibi ağır bir tedbirin yaratacağı bireysel mağduriyet, yargılamanın sağlıklı yürümesinden elde edilecek kamusal faydadan daha ağır basar. Kanun koyucu bu dengeyi, bu tür suçlar için tutuklama yasağı getirerek peşinen kurmuştur.