Hukuka aykırı deliller konusunda İHAM, delilin elde ediliş yönteminin AİHS m. 3'te (işkence yasağı) düzenlenen yasağı ihlal etmesi durumunda, bu delilin kullanılmasının yargılamayı otomatik olarak 'dürüst olmaktan' çıkardığını kabul etmektedir. Ancak, m. 3 ihlali dışındaki hukuka aykırılıklarda (örneğin özel hayata saygı hakkının ihlali ile elde edilen delil) 'yargılamanın bir bütün olarak dürüst olup olmadığına' bakmaktadır. Bu iki yaklaşım arasındaki temel felsefi farkı ve bunun delil yasaklarına ilişkin 'mutlak' ve 'nispi' değerlendirme teorileriyle bağlantısını açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #170817

İki yaklaşım arasındaki temel felsefi fark, ihlal edilen hakkın niteliğinden ve delil yasağının amacından kaynaklanır. 1) AİHS m. 3 (İşkence Yasağı) İhlaliyle Elde Edilen Delil: İşkence yasağı, AİHS sisteminde 'mutlak' bir haktır ve hiçbir koşulda istisnası yoktur. İşkenceyle elde edilen delilin kullanılmasının kategorik olarak yasaklanmasının nedeni sadece delilin 'güvenilmez' olması değil, aynı zamanda devletin işkence gibi barbarca bir yönteme başvurmasını engellemek ve yargı sisteminin bu tür bir eyleme iştirak etmesinin önüne geçmektir (delil yasağının önleyici ve yargısal bütünlüğü koruyucu fonksiyonu). Bu nedenle, bu tür delillerin varlığı, diğer delillere bakılmaksızın yargılamayı otomatik olarak adil olmaktan çıkarır. Bu, delil yasaklarına ilişkin 'mutlak değerlendirme teorisi'ne karşılık gelir. 2) Diğer Hukuka Aykırılıklar (örn: m. 8 ihlali): Özel hayata saygı gibi haklar mutlak değildir ve kanunla öngörülen meşru amaçlar için sınırlanabilirler. Bu tür bir ihlalle elde edilen delillerde İHAM, delilin güvenilirliğini, savunma haklarına saygı gösterilip gösterilmediğini, delilin mahkumiyetteki ağırlığını ve kamu yararını dikkate alarak bir 'denge testi' yapar. Yargılamanın bütününe bakarak, bu hukuka aykırı delilin kullanılmasına rağmen sanığın savunma haklarının yeterince korunduğu ve yargılamanın genel olarak adil olduğu sonucuna varabilir. Bu yaklaşım, 'nispi değerlendirme teorisi'ne karşılık gelir. Temel fark, ilkinde yargının bütünlüğünü koruma ve devletin yasa dışı eylemlerini caydırma amacı ön plandayken, ikincisinde maddi gerçeğe ulaşma ile sanık hakları arasında bir denge kurma amacı öne çıkar.