Anayasa'nın 125. maddesi uyarınca idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödeme yükümlülüğü, 'hizmet kusuru' ve 'kusursuz sorumluluk' olmak üzere iki temel ilkeye dayanır. Mesai sonrası servis aracıyla evine dönerken terör saldırısı sonucu yaralanan bir astsubayın uğradığı zararın tazmininde, AYİM'in 'kusursuz sorumluluk' ilkesine başvurmasının temel mantığı nedir? Bu durumda 'illiyet bağı' nasıl kurulmaktadır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #170797

AYİM'in (Askeri Yüksek İdare Mahkemesi - artık kaldırılmıştır, görevleri idare mahkemeleri ve Danıştay'a devredilmiştir) bu tür olaylarda 'kusursuz sorumluluk' ilkesine başvurmasının temel mantığı, yürütülen kamu hizmetinin (askerlik/güvenlik hizmeti) doğası gereği barındırdığı özel ve ağır risklerdir. Bu ilke, 'sosyal risk' veya 'mesleki risk' olarak da adlandırılır. Mantığı şudur: Devlet, toplumun genelinin yararı için tehlikeli ve riskli bir kamu hizmeti yürütmektedir. Bu hizmeti yürüten kamu görevlileri (asker, polis), bu risklerle sıradan bir vatandaşa göre çok daha fazla ve doğrudan karşı karşıya kalmaktadır. Bu görevin ifası veya göreve bağlı bir durum (göreve gidiş-dönüş) sırasında, idarenin hiçbir kusuru olmasa dahi, bu özel riskin gerçekleşmesi sonucu bir zarar ortaya çıkarsa, bu zararın külfetinin sadece o kamu görevlisine yüklenmesi 'kamu külfetleri karşısında eşitlik' ilkesine aykırı olur. Bu nedenle, zarar, hizmetin bir sonucu olarak kabul edilir ve idare tarafından tazmin edilmesi gerekir. Bu durumda illiyet bağı, zarar ile idarenin eylemi (kusurlu fiil) arasında değil, zarar ile idarenin yürüttüğü riskli faaliyet/hizmet arasında kurulur. Terör saldırısı gibi üçüncü bir kişinin eylemi veya mücbir sebep, hizmet kusuru sorumluluğunda illiyet bağını kesebilirken, kusursuz sorumluluk temelinde bu bağ kesilmez. Çünkü risk ilkesi tam da bu tür öngörülemeyen ancak hizmetin doğasında var olan tehlikeler için bir güvence mekanizmasıdır.