4857 sayılı İş Kanunu m. 25/II-g uyarınca, işçinin 'ardí ardına iki işgünü' devamsızlığı haklı fesih nedeni sayılmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2024/44 K. sayılı kararında da atıf yapıldığı üzere, işçinin bu devamsızlığının haklı bir nedene dayandığını ispat yükümlülüğü işçiye aittir. İşçinin, dava dilekçesinde ileri sürmediği bir haklı fesih nedenini (örneğin, ödenmeyen ücret alacakları), yargılama aşamasında ileri sürmesi, 6100 sayılı HMK'nın 'taraflarca getirilme ilkesi' karşısında nasıl değerlendirilir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #170796

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2024/44 K. sayılı kararında da vurgulandığı gibi, HMK'nın 25. maddesinde düzenlenen 'taraflarca getirilme ilkesi', davanın temelini oluşturan vakıaların taraflarca mahkemeye sunulması gerektiğini, hâkimin tarafların ileri sürmediği vakıaları kendiliğinden araştırıp kararına esas alamayacağını düzenler. Somut olayda, davacı işçi dava dilekçesinde fesih nedeni olarak 'işverenin haksız ve sözlü feshi'ni göstermiş, ancak yargılama sırasında (veya temyiz aşamasında) devamsızlığının aslında 'ödenmeyen ücret alacakları' nedeniyle işi bırakma şeklinde haklı bir nedene dayandığı savunmasını yapmıştır. Hukuk Genel Kurulu, bu durumu taraflarca getirilme ilkesine aykırı bulmuştur. Çünkü davacı, davasının temelini oluşturan maddi vakıayı (fesih nedenini) en başta farklı bir şekilde ortaya koymuştur. Yargılama aşamasında bu temel vakıanın değiştirilmesi, HMK m. 141 uyarınca 'iddianın genişletilmesi yasağı'na tabidir. Davalı işverenin açık rızası veya ıslah yoluna başvurulmadıkça, davacı dava dilekçesinde belirtmediği yeni bir vakıayı (ödenmeyen ücretler nedeniyle fesih) ileri süremez. Bu nedenle, mahkeme, davacının devamsızlık eyleminin haklı olup olmadığını sadece devamsızlık anındaki mazeretler (hastalık vb.) çerçevesinde değerlendirir; sonradan ileri sürülen ve davanın temelini değiştiren yeni gerekçeleri dikkate alamaz.