Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinin, Anayasa'nın 101. maddesinde belirtilen 'tarafsızlık' yükümlülüğü ile çeliştiği ve bu durumun Türkiye'yi fiili bir yarı-başkanlık sistemine dönüştürdüğü tezini, parlamenter sistemin temel unsurları (yürütmenin iki başlılığı, hükümetin meclise karşı sorumluluğu) açısından analiz ediniz.
Bu tez, parlamenter sistemin temel mantığına dayanmaktadır. Klasik parlamenter sistemde yürütme iki başlıdır: (1) Devletin başı olan ve genellikle sembolik, tarafsız ve sorumsuz bir konumda bulunan Cumhurbaşkanı ve (2) Hükümetin başı olan ve parlamentoya karşı siyasi olarak sorumlu olan Başbakan. Bu sistemde Cumhurbaşkanı, meşruiyetini halktan doğrudan değil, parlamentodan alarak siyasi tartışmaların üzerinde kalır. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi, ona parlamentodan bağımsız, doğrudan halktan alınan güçlü bir meşruiyet kazandırır. Bu durum, 'tarafsızlık' ilkesiyle pratik bir çelişki yaratır, çünkü halk tarafından seçilen bir cumhurbaşkanının siyasi bir ajandası olması ve seçim kampanyası yürütmesi kaçınılmazdır. Bu güçlü meşruiyet, Cumhurbaşkanını sembolik bir figür olmaktan çıkarıp, parlamentodan çıkan hükümetle rekabet eden veya ona yön veren ikinci bir yürütme odağı haline getirir. Bu yapı, yürütme organı içinde iki meşruiyet kaynağının (halkın seçtiği Cumhurbaşkanı ve parlamentonun güvenine dayanan hükümet) çatışma potansiyeli taşıdığı 'yarı-başkanlık' modeline benzer. Dolayısıyla, Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi, parlamenter sistemin temel direklerinden olan 'hükümetin parlamentoya karşı tek sorumlu yürütme organı olması' ilkesini zayıflatmış ve sistemi fiilen hibrit bir modele dönüştürmüştür.