TCK m. 245/1'de düzenlenen banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunda, 'kart sahibinin rızası olmaksızın' ibaresi yer almaktadır. Yargıtay'ın, kartın hırsızlık, yağma gibi başka bir suçla ele geçirilmesi durumunda hem o suçtan hem de TCK m. 245/1'den ayrı ayrı ceza verilmesi gerektiği yönündeki içtihadını, ceza hukukunun 'gerçek içtima' ilkesi açısından değerlendiriniz.
Gerçek içtima ilkesi, işlenen suç adedince ceza verilmesini öngörür. Yargıtay'ın bu yaklaşımı, gerçek içtima ilkesinin tipik bir uygulamasıdır. Çünkü burada failin eylemleri birden fazla hukuki değeri ihlal etmektedir. Fail, kartı hırsızlık (TCK m. 141) suçuyla ele geçirerek öncelikle mağdurun zilyetlik ve mülkiyet hakkını ihlal eder. Bu, başlı başına tamamlanmış bir suçtur. Daha sonra, bu haksız yere ele geçirdiği kartı kullanarak bir menfaat temin ettiğinde ise, TCK m. 245/1'de korunan farklı bir hukuki değeri, yani malvarlığına karşı işlenen ve bilişim sistemlerinin güvenliğini de içeren özel bir dolandırıcılık türünü ihlal etmiş olur. Kartın çalınması eylemi ile kartın kullanılması eylemi, hem zaman hem de hareket olarak birbirinden ayrıdır ve farklı suç tanımlarını oluştururlar. Bu nedenle, ortada tek bir fiil değil, birden fazla bağımsız fiil ve dolayısıyla birden fazla suç vardır. Bu sebeple, failin hem hırsızlık suçundan hem de TCK m. 245/1'den ayrı ayrı cezalandırılması, gerçek içtima (TCK m. 43/1'in istisnası) kuralına uygundur. Eğer kanunda 'bileşik suç' gibi özel bir içtima hükmü olsaydı durum farklı olurdu, ancak bu suçlar için böyle bir düzenleme yoktur.