CMK m. 128 uyarınca taşınmaz, hak ve alacaklara elkoyma tedbirinin uygulanabilmesi için aranan 'suçtan elde edildiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe' kriteri, CMK m. 100'deki tutuklama için aranan 'kuvvetli suç şüphesi' kriterinden nasıl farklılaşır? Bu tedbirin uygulanabilmesi için suçun işlendiği şüphesi yeterli midir, yoksa malvarlığının suçla olan bağlantısının da ayrıca ispatı mı gerekir?
CMK m. 100'deki 'kuvvetli suç şüphesi', kişinin soruşturma konusu suçu işlediğine dair yoğun bir şüpheyi ifade eder. Bu, kişi ile suç arasındaki bağlantıya odaklanır. CMK m. 128'deki 'suçtan elde edildiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe' ise iki katmanlı bir ispat külfeti getirir: 1) Öncelikle, katalogda sayılan suçlardan birinin işlendiğine dair kuvvetli şüphe bulunmalıdır (kişi ile suç arasındaki bağ). 2) İkinci ve daha önemli olarak, elkoyma talep edilen malvarlığı değerinin (taşınmaz, banka hesabı vb.) bu suçtan elde edilen bir gelir veya değer olduğuna dair de ayrıca 'somut delillere dayanan kuvvetli bir şüphe' mevcut olmalıdır (malvarlığı ile suç arasındaki bağ). Dolayısıyla, sadece suçun işlendiği şüphesi CMK m. 128'in uygulanması için yeterli değildir. Örneğin, bir zimmet suçunda, şüphelinin suçu işlediğine dair kuvvetli şüphe olsa bile, 10 yıl önce miras yoluyla edindiği bir taşınmaza, bu taşınmazın zimmet parasıyla alındığına veya değerinin zimmet parasıyla artırıldığına dair somut bir delil (tanık beyanı, para transferi kaydı vb.) olmaksızın CMK m. 128 uyarınca elkonulamaz. Bu, tedbirin orantılılığını sağlamak ve meşru yollarla edinilmiş malvarlığını korumak amacını güder. Yargıtay kararları da bu çift katmanlı ispat standardını vurgulamaktadır.