TCK m. 76'nın gerekçesinde, suçun maddi unsurunun 'bir planın icrası' sonucu gerçekleştirilmesi gerektiği belirtilerek, 1948 Soykırım Sözleşmesi'nden ayrılındığı ifade edilmektedir. Bu 'planın icrası' unsurunun, suçun sübutu açısından ispat hukuku bakımından ne gibi zorluklar getirdiğini ve bu unsurun varlığının nasıl tespit edilebileceğini tartışınız.
1948 Soykırım Sözleşmesi, suçun manevi unsuruna (imha niyeti) odaklanırken, TCK'nın 'bir planın icrası' unsurunu eklemesi, suça objektif bir boyut katmaktadır. Bu, eylemlerin rastgele değil, organize ve sistematik bir karakter taşıması gerektiğini vurgular. İspat hukuku açısından bu durum şu zorlukları getirir: 1) Planın Varlığının Kanıtlanması: Doğrudan yazılı bir plan, emir-komuta zincirini gösteren belgeler veya resmi politika dokümanları bulmak genellikle zordur. Failler bu tür kanıtları yok etme eğilimindedir. 2) Plan ile Eylemler Arasındaki Nedensellik Bağı: İşlenen fiillerin (öldürme, zarar verme vb.) bu spesifik plana dayalı olarak icra edildiğinin kanıtlanması gerekir. Bu bağın kurulması, özellikle geniş çaplı ve kaotik olaylarda zorlaşabilir. 'Planın icrası' unsurunun tespiti genellikle dolaylı delillerle yapılır. Uluslararası ceza mahkemeleri içtihatlarında da görüldüğü üzere, planın varlığı şu gibi olgulardan çıkarılabilir: Eylemlerin yaygın ve sistematik olması, belirli bir gruba yönelik tekrarlayan saldırı kalıpları, devlet veya örgüt kaynaklarının organize bir şekilde kullanılması, failler arasında koordinasyonun varlığı, üst düzey yetkililerin söylemleri ve propagandaları. Dolayısıyla, TCK'daki bu unsur, savcılık makamına, failin zihnindeki niyetin ötesinde, suçun maddi organizasyonunu da kanıtlama yükü getirmektedir.