Zorunluluk halinde (TCK m. 25/2) feda edilen hak ile korunan hak arasında bir 'oran' bulunması şartı, meşru müdafaadaki orantılılık ilkesinden daha katı yorumlanır. Bu katı yorumun temel sebebi nedir? Bir kişinin kendi hayatını kurtarmak için, tehlikeyle ilgisi olmayan masum bir üçüncü kişinin hayatını feda etmesi, bu ilke çerçevesinde zorunluluk hali olarak kabul edilebilir mi?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #170527

Zorunluluk halindeki orantı ilkesinin daha katı yorumlanmasının temel sebebi, fiilin yöneldiği kişinin statüsüdür. Meşru müdafaada, savunma bir 'haksız saldırgana' karşı yapılır. Zorunluluk halinde ise, zarar 'masum bir üçüncü kişiye' verilir. Hukuk düzeni, haksız bir saldırgana karşı gösterilen savunmada daha esnek bir orantı ararken, masum bir kişinin hakkının feda edilmesini daha sıkı koşullara bağlar. Hayır, bir kişinin kendi hayatını kurtarmak için masum bir üçüncü kişinin hayatını feda etmesi, zorunluluk hali olarak kabul edilemez. Çünkü korunan hak (bir hayat) ile feda edilen hak (başka bir hayat) eşdeğerdir. Zorunluluk halinin uygulanabilmesi için, feda edilen hakkın, korunan haktan açıkça daha az değerli olması veya en fazla eşit değerde olması (malvarlığı hakları için) beklenir. Eşit değerdeki hakların (hayat-hayat gibi) çatışmasında, birini diğeri için feda etme yetkisi tanınmaz. Bu durum, insan hayatının dokunulmazlığı ilkesinin bir gereğidir. (Kaynak: kadimhukuk.com.tr/makale/zorunluluk-hali-zaruret-tck-25-2-madde/)