HMK m. 114'te bir dava şartı olarak sayılan 'Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunması' ile 'yargı yolunun caiz olması' arasında ne fark vardır? Bir yabancı devletin diplomatik dokunulmazlığı olan bir temsilcisine karşı açılan davanın reddi ile bir vergi uyuşmazlığının adli yargıda açılması üzerine verilecek red kararlarını bu kavramlar çerçevesinde ilişkilendiriniz.
İki kavram arasındaki fark, uyuşmazlığın Türk yargı sisteminin tamamı açısından mı, yoksa yargı kolları (adli, idari, askeri) arasındaki dağılım açısından mı ele alındığıyla ilgilidir. **1) Türk Mahkemelerinin Yargı Hakkının Bulunması (Uluslararası Yetki):** Bu şart, bir uyuşmazlığın Türk mahkemeleri tarafından görülebilip görülemeyeceği ile ilgilidir. Devletlerin egemenliği ilkesinden kaynaklanır. Örneğin, bir yabancı devletin veya onun diplomatik dokunulmazlığa sahip temsilcisinin, bu dokunulmazlık nedeniyle Türk mahkemelerinde yargılanamaması durumunda, Türk mahkemelerinin 'yargı hakkı' yoktur. Dava bu nedenle reddedilir. **2) Yargı Yolunun Caiz Olması (Yargı Kolu Görevi):** Bu şart, bir davanın Türkiye içinde hangi yargı kolunda (adli yargı, idari yargı) görüleceği ile ilgilidir. Örneğin, bir vergi uyuşmazlığı, doğası gereği idari yargının (vergi mahkemesi) görev alanına girer. Bu davanın adli yargıda (örneğin asliye hukuk mahkemesinde) açılması halinde, mahkeme 'yargı yolu caiz olmadığı' için görevsizlik kararı verir. Kısacası, ilki 'ülkenin yargı yetkisi' ile, ikincisi ise 'ülke içindeki yargı kollarının görev dağılımı' ile ilgilidir. (Kaynak: www.zulkufarslan.av.tr/gorevsizlik-nedeniyle-davanin-usulden-reddi/)