PVSK m. 16/6, polisin kendisine veya başkasına yönelik bir saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, TCK'nın meşru savunma hükümlerine göre savunmada bulunacağını belirtir. Bu hükmün, aynı kanunun diğer fıkralarında düzenlenen 'zor kullanma' ve 'silah kullanma' yetkilerinden farkı nedir? Meşru savunma durumunda, 'dur ihtarında bulunma' gibi prosedürel şartların aranıp aranmayacağını tartışınız.
PVSK m. 16/6'da düzenlenen meşru savunma hakkı, polisin diğer zor ve silah kullanma yetkilerinden temel olarak farklıdır. Diğer fıkralardaki yetkiler, polisin 'görevini yaparken karşılaştığı direnişi kırmak' veya 'kaçanı yakalamak' gibi kamu görevini ifa etmesine yönelik, belirli prosedürlere (ihtar, kademelilik) bağlı yetkilerdir. Meşru savunma ise, bir kamu görevinin ifasından ziyade, polisin (veya başkasının) bizzat şahsına veya malına yönelmiş 'haksız bir saldırıyı' defetmeye yönelik, her birey gibi sahip olduğu temel bir haktır. Bu nedenle kanun, meşru savunma durumunda polisin 'zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın' hareket edeceğini belirtmiştir. Dolayısıyla, kendisine veya başkasına yönelik ani, haksız ve devam eden bir silahlı saldırı gibi bir durumda, polisin meşru savunma kapsamında silah kullanmadan önce 'dur' ihtarında bulunması veya uyarı ateşi açması gibi prosedürel şartlar aranmaz. Zira meşru savunmanın doğası, ani gelişen saldırıya karşı derhal ve orantılı bir karşılık vermeyi gerektirir. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/polisin-silah-kullanma-yetkisi.html)