Ceza muhakemesinde 'delillerin serbestçe değerlendirilmesi' ilkesi (CMK md. 217) ile 'hukuka aykırı delillerin kullanılamaması' yasağı (Anayasa md. 38/6, CMK md. 217/2) arasındaki ilişkiyi açıklayınız. Hukuka aykırı bir arama sonucu elde edilen bir delil, mahkumiyet hükmüne esas alınabilir mi?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #169299

Bu iki ilke, ceza yargılamasının temel taşlarını oluşturur ve birbirini dengeler. 'Delillerin serbestçe değerlendirilmesi' ilkesi, hakimin bir delilin ispat gücünü ve değerini belirlerken kanuni ve katı delil kurallarıyla bağlı olmamasını, vicdani kanaatine göre serbestçe karar vermesini ifade eder. Hakim, her türlü delili (tanık, belge, bilirkişi, belirti vb.) bir bütün olarak değerlendirerek maddi gerçeğe ulaşmaya çalışır. Ancak bu serbesti, mutlak değildir. 'Hukuka aykırı delillerin kullanılamaması' yasağı, bu serbestliğin en önemli sınırıdır. Anayasa md. 38/6 ve CMK md. 217/2, kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceğini emreder. Bu, 'zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir' prensibinin bir yansımasıdır. Dolayısıyla, hukuka aykırı bir arama (örneğin, hakim kararı olmadan yapılan konut araması) sonucu elde edilen bir delil, ne kadar aydınlatıcı olursa olsun, yargılamada kullanılamaz ve mahkumiyet hükmüne esas alınamaz. Eğer bu delil dışında sanığın mahkumiyetine yeterli başka bir delil yoksa, sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerekir (Yargıtay 14. Ceza Dairesi E:2012/9348, K:2014/6943).