Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme'nin 'evlenme hakkı' ile ilgili hükmü, TMK'da akıl hastalarının evlenmesine ilişkin kısıtlamaları (TMK md. 133, 145/3) nasıl etkiler? Yargıtay bu iki norm arasındaki ilişkiyi nasıl yorumlamaktadır?
Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme'nin 23. maddesi, engellilerin evlenme ve aile kurma hakkını güvence altına alır. Anayasa'nın 90. maddesi gereği bu sözleşme iç hukukun bir parçasıdır ve kanunlarla çelişmesi halinde sözleşme hükümleri esas alınır. Ancak bu, TMK'daki kısıtlamaların tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (E. 2017/2672, K. 2018/1717) kararında da belirtildiği gibi, sözleşme, evlenme hakkının 'evlenmek isteyen eşlerin serbest iradeleri ve rızaları doğrultusunda' kullanılacağını vurgulamaktadır. TMK md. 145/3'teki 'evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığı' ve md. 145/2'deki 'sürekli ayırt etme gücünden yoksunluk' halleri, kişinin hukuken geçerli bir irade ve rıza açıklamasını engelleyen durumlardır. Dolayısıyla, Yargıtay, sözleşmenin, kişiye evliliğin anlam ve sonuçlarını kavrama yeteneği (ayırt etme gücü) vermeyen durumlarda evlenme hakkı tanıdığı şeklinde yorumlanamayacağını kabul etmektedir. Sözleşme, engelliliğe dayalı ayrımcılığı yasaklarken, evliliğin temel şartı olan 'serbest irade'yi ortadan kaldırmaz. Bu nedenle TMK hükümleri, bu iradenin varlığını tespit etme aracı olarak geçerliliğini korur.