Anayasa'nın 13. ve 20. maddeleri ışığında, kişisel verilerin korunması hakkı ile ceza muhakemesinin maddi gerçeğe ulaşma amacı çatıştığında, şüphelinin kimliğinin tespiti için zorla numune alınması (CMK md. 81) nasıl değerlendirilmelidir? Bu durum 'nemo tenetur' ilkesini (Anayasa m. 38/5) ihlal eder mi?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #169197

Bu durum karmaşık bir dengeleme sorunudur. Anayasa md. 20, herkesin kişisel verilerinin korunmasını isteme hakkına sahip olduğunu belirtir ve bu verilere müdahalenin ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla mümkün olacağını düzenler. Anayasa md. 13 ise temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla, Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ölçülülük ilkesine uygun olarak sınırlanabileceğini öngörür. CMK md. 81'de düzenlenen kimlik tespiti için numune alınması, kişisel veriye bir müdahaledir. Ancak bu müdahale, CMK md. 170/3-a uyarınca iddianamede şüphelinin kimliğinin gösterilmesinin zorunlu olması ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesi gibi meşru bir amaca hizmet eder. 'Nemo tenetur' ilkesi (Anayasa m. 38/5), kişinin kendisini suçlayan beyanda bulunmaya veya delil göstermeye zorlanamamasıdır. Yargı içtihatları ve doktrin, bu ilkenin kişinin 'pasif' kalma hakkını koruduğunu, ancak vücudundan delil alınmasına 'katlanma' yükümlülüğünü ortadan kaldırmadığını kabul etmektedir. Dolayısıyla, kimlik tespiti amacıyla (suçun ispatı için değil) zorla kan, parmak izi gibi numunelerin alınması, kişinin aktif bir beyanını veya iradi bir katkısını gerektirmediğinden, 'nemo tenetur' ilkesinin doğrudan bir ihlali olarak görülmemektedir. Bu müdahale, kanunla öngörülmüş (CMK md. 81), meşru bir amaca (yargılamanın yürütülmesi) yönelik, ölçülü ve zorunlu olduğu sürece Anayasa'ya uygun kabul edilebilir.