Bir idare mahkemesinin, İYUK m. 20/A kapsamında ivedi yargılama usulünü uygulayarak verdiği bir kararın, temyiz incelemesi sonucu Danıştay tarafından bozulması ve dosyanın geri gönderilmesi durumunda, ilk derece mahkemesi yeniden 'ivedi yargılama usulüne' göre mi, yoksa 'genel yargılama usulüne' göre mi yargılama yapmalıdır? Bu durumun usuli sonuçlarını tartışınız.
Bu konu, kanunda açıkça düzenlenmemiş olmakla birlikte, usul hukukunun genel ilkeleri ve ivedi yargılama usulünün amacı çerçevesinde yorumlanmalıdır. Danıştay, ivedi yargılama usulüyle verilen bir kararı bozup dosyayı geri gönderdiğinde (bu durum genellikle ilk inceleme hataları veya tahkikatın tamamen eksik bırakılması gibi durumlarda olur), ilk derece mahkemesinin nasıl bir usul izleyeceği tartışmalıdır. İki temel görüş ileri sürülebilir: 1) Genel Yargılama Usulüne Göre Devam Etme: Baskın ve daha mantıklı olan görüş budur. İvedi yargılama usulünün temel amacı, yargılamayı tek bir ilk derece ve tek bir temyiz aşamasında süratle bitirmektir. Eğer dosya Danıştay'dan bozulup geri geliyorsa, bu 'ivedilik' amacı zaten zedelenmiş ve süreç uzamıştır. Bu aşamadan sonra, yargılamanın daha güvenceli ve daha detaylı bir incelemeye olanak tanıyan 'genel yargılama usulüne' göre yürütülmesi, adil yargılanma hakkının gereklerine daha uygun olur. Mahkeme duruşma açarak, tarafların beyanlarını alarak ve bozma kararının gerektirdiği tüm incelemeleri yaparak yeni bir karar vermelidir. 2) İvedi Yargılama Usulüne Göre Devam Etme: Daha zayıf olan bu görüşe göre, davanın tabi olduğu usul baştan belirlendiği için, bozma sonrası yargılamanın da aynı usulle devam etmesi gerekir. Ancak bu, kanunun ruhuna ve pratik gerekliliklere aykırıdır. Usuli Sonuçlar: Eğer mahkeme genel yargılama usulüne göre devam ederse, verdiği yeni karara karşı gidilecek kanun yolu da genel usule tabi olur. Yani, bu yeni karara karşı artık doğrudan Danıştay'a temyize gidilemez; öncelikle Bölge İdare Mahkemesi'ne 'istinaf' başvurusunda bulunulması gerekir. Bu, yargılamanın normal seyrine dönmesi anlamına gelir. Bozma sonrası ivedi usule devam edilmesi ise, kanun yolu açısından bir karmaşa yaratabilir ve kanunun öngörmediği bir 'ikinci ivedi temyiz' gibi bir duruma yol açabilir ki bu, usul hukukunun sistematiğiyle bağdaşmaz.