7499 sayılı Kanunla yapılan değişiklik öncesinde, bir yıldan uzun süreli hapis cezasına mahkum olan bir hükümlünün, bu kısıtlılık hali nedeniyle daha önce verdiği vekaletnamenin geçersiz sayılması uygulamasının, vekalet sözleşmesini sona erdiren sebepler (TBK m. 513) açısından hukuki dayanağının zayıflığını açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #169137

Değişiklik öncesindeki bu uygulamanın hukuki dayanağı zayıftı ve hatalı bir yoruma dayanıyordu. TBK m. 513, vekalet sözleşmesini sona erdiren sebepleri sayarken 'vekilin veya vekâlet verenin ölümü, iflası veya ehliyetini kaybetmesi' hallerini belirtir. Uygulamada, TMK m. 407'nin eski hali uyarınca hükümlünün 'kısıtlanması', onun 'fiil ehliyetini kaybettiği' şeklinde yorumlanıyor ve bu nedenle daha önce verdiği vekaletnamenin de kendiliğinden sona erdiği kabul ediliyordu. Bu yorumun zayıflığı şu noktalardaydı: 1) Kısıtlılık, Ehliyeti Tamamen Ortadan Kaldırmaz: Vesayet altına alınan bir kişi 'tam ehliyetsiz' hale gelmez. Kısıtlı, 'sınırlı ehliyetsiz' olur. Yani, kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarını kullanabilir, vasisinin rızasıyla belirli işlemleri yapabilir. Bu durum, ehliyetin tamamen 'kaybedilmesi' ile aynı anlama gelmez. Özellikle, kişinin daha önce ehliyetliyken yaptığı hukuki işlemlerin (vekaletname verme gibi) sırf kısıtlandığı için otomatik olarak geçersiz hale gelmesi, hukuki güvenlik ilkesiyle bağdaşmaz. 2) Vekaletin Niteliği: Birçok durumda, hükümlünün vekaletname vermesindeki amaç, tam da cezaevindeyken dışarıdaki işlerini takip ettirmektir. Vekalet, bu haliyle, vekalet verenin ehliyetini sonradan kaybetmesi halinde dahi devam etmesi taraflarca kararlaştırılmış veya işin niteliğinden anlaşılan bir vekalet (TBK m. 513/1) olarak yorumlanabilirdi. 3) AYM Kararının Ruhu: Anayasa Mahkemesi'nin sonradan verdiği iptal kararı da, hükümlünün sırf cezaevinde olduğu için ayırt etme gücünü veya hukuki işlem yapma iradesini kaybetmediğini, otomatik kısıtlamanın ölçüsüz olduğunu tespit etmiştir. Bu da, kısıtlamanın ehliyeti tamamen ortadan kaldıran bir durum olarak yorumlanmasının hatalı olduğunu destekler. Yeni düzenleme, hükümlünün kural olarak tam ehliyetli olduğunu kabul ederek bu hatalı yoruma ve uygulamaya son vermiştir.