Tanıklıktan çekinme hakkı olan bir kişinin (CMK m. 45), yakın akrabasının işlediği bir suça ilişkin delilleri yok etmesi veya gizlemesi halinde, eylemi TCK m. 281'de düzenlenen 'Suç Delillerini Yok Etme, Gizleme veya Değiştirme' suçunu oluşturur mu? Bu durumda, tanıklıktan çekinme hakkının, bu suç açısından bir 'hukuka uygunluk nedeni' veya 'şahsi cezasızlık sebebi' olarak kabul edilip edilemeyeceğini tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #169132

Bu konu, ceza hukukunda tartışmalı bir alandır ve farklı görüşler bulunmaktadır. TCK m. 281/2, 'Bu suçun, kamu görevlisi tarafından göreviyle bağlantılı olarak işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.' derken, aynı fıkranın devamında 'Kendi üstsoy, altsoy, eş veya kardeşi aleyhine işlenen bir suç nedeniyle, bu fıkra hükmü uygulanmaz.' şeklinde özel bir düzenleme getirmiştir. Bu, sadece kamu görevlisinin yakınları lehine delil karartması halinde ceza artırımının uygulanmayacağını belirtir. Ancak, sıradan bir vatandaşın yakını lehine delil karartması durumu için açık bir cezasızlık veya hukuka uygunluk nedeni kanunda yoktur. Buna rağmen, hukuki yorum yoluyla şu sonuçlara varılmaktadır: 1) Şahsi Cezasızlık Sebebi Olarak Görme: Baskın görüş, bu durumun zımni bir 'şahsi cezasızlık sebebi' oluşturduğu yönündedir. Anayasa m. 38/5 ve CMK m. 45 ile kişiye, yakınını suçlayıcı beyanda bulunmama hakkı tanınmıştır. Kişiyi, yakınının suç delillerini kararttığı için cezalandırmak, onu dolaylı olarak bu delilleri adli makamlara teslim etmeye, yani yakını aleyhine delil göstermeye zorlamak anlamına gelir. Bu, tanıklıktan çekinme hakkının ve 'nemo tenetur' ilkesinin özünü anlamsız kılardı. Kanun koyucunun, kişiden, kendi aile bağlarını hiçe sayarak yakınının cezalandırılmasına aktif olarak katkıda bulunmasını beklemesi, insan doğasına ve hakkaniyete aykırı görülmektedir. Bu nedenle, TCK m. 281'deki suçun, tanıklıktan çekinme hakkı olan kişinin yakını lehine işlenmesi halinde, yazılı olmayan bir şahsi cezasızlık sebebinin varlığı kabul edilmelidir. 2) Hukuka Uygunluk Nedeni Değildir: Bu durum bir hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilemez. Çünkü eylemin kendisi (delil karartma) hukuka aykırıdır ve adaletin tecellisini engellemeye yöneliktir. Ancak kanun, failin içinde bulunduğu zorunluluk hali ve ailevi bağları nedeniyle, bu hukuka aykırı eylemi cezalandırmaktan vazgeçmektedir. Bu da durumu bir 'şahsi cezasızlık sebebi' haline getirir. Yargıtay kararları da genellikle bu yönde, yani cezalandırmama eğilimindedir.