CMK m. 116'ya göre yapılan bir üst aramasında, polisin 'mesleki tecrübelerinden ve içinde bulundukları durumdan çıkardıkları izlenimden kaynaklanan makul sebebe dayalı' olarak bir kişiyi durdurması ile arama için gereken 'makul şüphe' arasındaki kavramsal farkı, Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin E:2018/3576 sayılı kararı bağlamında açıklayınız.
Bu iki kavram, polisin müdahale yetkisinin farklı aşamalarını ve yoğunluklarını ifade eder: 1) Durdurma için 'Makul Sebep' (PVSK m. 4/A): Bu, daha düşük yoğunluklu bir şüphe düzeyidir. Polisin, somut bir suç şüphesi olmasa bile, mesleki tecrübesine, çevresel koşullara ve kişinin davranışlarına (tedirginlik, kaçınma vb.) dayanarak, bir suçun işleneceği veya işlendiği hususunda veya kişinin kimliğiyle ilgili bir sorun olduğu yönünde edindiği 'sezgisel' veya 'önleyici' bir şüphedir. Bu şüphe, kişiyi durdurup kimlik sormak ve 'yoklama' (kaba üst araması) yapmak için yeterlidir. Bu, adli bir işlem değil, bir 'önleme' tedbiridir. 2) Adli Arama için 'Makul Şüphe' (CMK m. 116): Bu, daha yüksek yoğunluklu ve somut emarelere dayalı bir şüphe düzeyidir. Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 6. maddesine göre, 'hayatın akışına göre somut olaylar karşısında genellikle duyulan şüphe' olup, 'ihbar veya şikâyeti destekleyen emarelerin bulunması' gerekir. Yani, makul şüphe, sadece polisin izlenimine değil, daha somut verilere (güvenilir bir ihbar, kişinin suç aletini atması, olay yerinden kaçması gibi) dayanmalıdır. Bu şüphe, bir suçun işlendiğine dair belirli bir kişiye yönelik ve somutlaşmış bir şüphedir ve 'adli arama' gibi daha ağır bir müdahalenin ön şartıdır. Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin kararında da bu ayrım yapılmıştır. Polis, devriye gezerken 'şüphe üzerine' (makul sebeple) kişiyi durdurmuş, bu durdurma yetkisine dayanarak yaptığı 'yoklama' sırasında suça konu sahte sürücü belgesini ele geçirmiştir. Yargıtay, bu işlemin CMK anlamında bir 'arama' olmadığını, bir 'yoklama' olduğunu ve bu nedenle arama kararı gerektirmediğini, elde edilen delilin de hukuka uygun olduğunu belirtmiştir. Bu, durdurma ve yoklamanın, arama için gereken daha yoğun 'makul şüphe' seviyesine ulaşmayan durumlarda da yapılabileceğini göstermektedir.