5271 sayılı CMK'nın 170. maddesi uyarınca iddianamede 'şüphelinin kimliği'nin gösterilmesi zorunluluğu ile CMK m. 81'de düzenlenen 'beden muayenesi ve vücuttan örnek alınması' tedbiri arasındaki ilişkiyi, adil bir yargılamanın yapılabilmesi açısından değerlendiriniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #169103

Bu iki madde arasında, ceza muhakemesinin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi için zorunlu bir bağlantı vardır. CMK m. 170/3-a, bir kamu davasının açılabilmesi için düzenlenen iddianamede 'şüphelinin kimliği'nin açıkça gösterilmesini bir zorunluluk olarak öngörür. CMK m. 174/1-a ise, bu şartı taşımayan iddianamenin mahkeme tarafından iade edileceğini belirtir. 'Şüphelinin kimliği', sadece adını soyadını değil, onu diğer kişilerden kesin olarak ayırt etmeye yarayan tüm bilgileri kapsar. Yargılamanın doğru kişiye karşı yürütülmesi, cezanın şahsiliği ilkesinin ve adil yargılanma hakkının temel bir gereğidir. İşte bu noktada CMK m. 81 devreye girer. Eğer bir suçun şüphelisinin kim olduğu konusunda tereddüt varsa veya şüphelinin kimliğini gizlediği durumlarda, olay yerinden elde edilen biyolojik delillerle (kan, parmak izi, DNA vb.) şüphelinin vücudundan alınacak örneklerin karşılaştırılması, kimliğin kesin olarak tespit edilmesini sağlar. CMK m. 81, bu tür moleküler genetik incelemeler için vücuttan kan veya benzeri biyolojik örnekler alınmasına olanak tanır. Dolayısıyla, CMK m. 81'deki tedbir, sadece suçun delillerini bulmaya değil, aynı zamanda CMK m. 170'in aradığı 'şüphelinin kimliğinin tespiti' şartının yerine getirilmesine de hizmet eder. Bu, yargılamanın 'doğru fail' üzerinden yürütülmesini sağlayarak, adil bir yargılamanın en temel ön koşulunu yerine getiren vazgeçilmez bir usul işlemidir. Kimliği kesin olarak tespit edilemeyen bir kişi hakkında dava açılması, hem masum birinin yargılanması riskini taşır hem de gerçek failin cezasız kalmasına yol açabilir.