Bir yerel mahkemenin, basit yargılama usulüne tabi bir davada (örneğin nafakanın kaldırılması) HMK m. 320/1'e dayanarak duruşma yapmaksızın esastan karar vermesi, Yargıtay tarafından bozulduktan sonra, mahkemenin bu bozma kararına karşı direnme kararı verirken yine duruşma açmamasının usuli açıdan yarattığı ikincil sorunu, YHGK'nın 2018/3-899 E. sayılı kararı bağlamında analiz ediniz.
Bu durumda, usul hukuku açısından katmanlı bir hata söz konusudur. İlk hata, basit yargılama usulünde davanın esasına girilerek karar verilecek olmasına rağmen, hukuki dinlenilme hakkını (HMK m. 27) ihlal ederek duruşma açmadan karar verilmesidir. Yargıtay'ın bozma kararı bu ilk hatayı tespit etmiştir. İkinci ve daha ağır olan usuli sorun, mahkemenin bu bozma kararına karşı direnme kararı verirken yine duruşma açmamasıdır. Mülga HUMK m. 429 (HMK Geçici m. 3 atfıyla halen uygulanır), bir mahkemenin Yargıtay'ın bozma kararına uyup uymayacağına 'tarafları duruşmaya davet edip dinledikten sonra' karar vereceğini amir bir hükümle düzenlemiştir. Bu, taraf teşkilinin ve hukuki dinlenilme hakkının, yargılamanın her aşamasında, özellikle de kanun yolu sonrası aşamada dahi korunması gerektiğini gösteren temel bir kuraldır. YHGK'nın ilgili kararında da vurgulandığı gibi, mahkemenin taraflara bozma ilamına karşı beyanda bulunma fırsatı vermeden, onları dinlemeden dosya üzerinden direnme kararı vermesi, usulüne uygun olarak oluşturulmuş geçerli bir direnme kararının varlığını engeller. Bu, ilk bozma nedeninden (basit yargılamada duruşma açılmaması) bağımsız ve kendi başına bozmayı gerektiren ikincil ve temel bir usul hatasıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, böyle bir durumda davanın esasına veya ilk bozma nedeninin haklılığına girmeden, öncelikle bu usuli hata nedeniyle 'direnme kararının usulden bozulmasına' karar verir. Mahkeme, önce usulüne uygun şekilde duruşma açıp tarafları dinleyerek bir direnme kararı oluşturmalı, ancak ondan sonra bu kararın esası incelenebilir.