5271 sayılı CMK'nın 142. maddesinde koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemi için öngörülen 'üç ay' ve 'bir yıl' şeklindeki sürelerin hukuki niteliği nedir ve bu süreler arasındaki ilişki nasıl yorumlanmalıdır? Yargıtay CGK E:2015/12-466, K:2019/231 sayılı kararında bu sürelerin uygulanmasına ilişkin hangi sonuca varılmıştır?
CMK m. 142/1'de belirtilen süreler, 'hak düşürücü süre' niteliğindedir. Yani, bu süreler içinde dava açılmazsa, tazminat isteme hakkı tamamen ortadan kalkar ve hakim bu süreleri re'sen (kendiliğinden) dikkate alır. Maddede iki tür süre öngörülmüştür: 1) Üç Aylık Süre: Bu süre, tazminata dayanak olan kararın (beraat, KYOK vb.) kesinleştiğinin 'ilgiliye tebliğinden' itibaren işlemeye başlar. Bu, ilgiliyi haberdar ederek hakkını kullanmasını kolaylaştıran bir süredir. 2) Bir Yıllık Süre: Bu süre ise, kararın kesinleşme tarihinden itibaren işlemeye başlar ve her halde uygulanacak olan azami süredir. Tebligat yapılmamış veya geç yapılmış olsa bile, kesinleşme tarihinden itibaren bir yıl geçtikten sonra dava açılamaz. İki süre arasındaki ilişki şöyledir: Eğer kesinleşme kararı ilgiliye tebliğ edilmişse, dava tebliğden itibaren üç ay içinde açılmalıdır. Eğer tebligat hiç yapılmamışsa, davacı, kararın kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde davasını açmak zorundadır. Bir yıllık süre, üç aylık sürenin tavanını oluşturur ve hakkın kullanımını mutlak bir zaman dilimiyle sınırlar. Yargıtay CGK'nin ilgili kararında, davacı hakkındaki beraat hükmünün 30.04.2011'de kesinleştiği ancak bu kesinleşme kararının davacıya tebliğ edilmediği tespit edilmiştir. Davacı, tazminat davasını 15.04.2013'te, yani kesinleşme tarihinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra açmıştır. Bu nedenle Yargıtay, tebligat yapılmamış olsa dahi bir yıllık azami sürenin aşıldığı gerekçesiyle, davanın süre yönünden reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir. Bu karar, bir yıllık sürenin mutlak ve kesin bir hak düşürücü süre olduğunu teyit etmektedir.