Bir yerel mahkemenin, Yargıtay'ın bozma kararından sonra, tarafları usulüne uygun olarak duruşmaya davet etmeden ve beyanlarını almadan dosya üzerinden 'direnme kararı' vermesinin usuli sonucu nedir? Bu durumun 'hukuki dinlenilme hakkı' açısından önemini YHGK'nın 2018/3-899 E., 2018/1726 K. sayılı kararı çerçevesinde açıklayınız.
Böyle bir direnme kararı, usulüne uygun olarak oluşturulmuş geçerli bir direnme kararı değildir ve bu usuli eksiklik tek başına bir bozma nedenidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun ilgili kararında da açıklandığı gibi, bu durum temel bir yargısal hak olan 'hukuki dinlenilme hakkı'nın (Anayasa m. 36, HMK m. 27) ağır bir ihlalidir. Hukuki dinlenilme hakkı, tarafların yargılama ile ilgili bilgi sahibi olmalarını, iddia ve savunmalarını ileri sürebilmelerini ve mahkemenin bu beyanları dikkate almasını gerektirir. 6100 sayılı HMK'ya eklenen Geçici Madde 3 atfıyla halen uygulanan mülga 1086 sayılı HUMK'un 429. maddesi, mahkemenin Yargıtay'ın bozma kararına uyup uymayacağına karar vermeden önce 'kendiliğinden tarafları duruşmaya davet edip dinledikten sonra' karar vereceğini amir bir hükümle düzenlemiştir. Mahkemenin bu zorunluluğa uymadan, taraflara bozma ilamına karşı diyeceklerini sorma ve duruşmada beyanda bulunma imkanı tanımadan, dosya üzerinden direnme kararı vermesi, taraf teşkilini sağlamadan ve savunma hakkını kısıtlayarak hüküm kurması anlamına gelir. Bu nedenle, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, bu şekilde verilen bir direnme kararını esastan incelemez; öncelikle usule aykırılık nedeniyle bozar ve mahkemeye, usulüne uygun şekilde duruşma açarak ve tarafları dinleyerek yeniden bir karar vermesi için dosyayı geri gönderir. Bu, adil yargılanma hakkının temel bir gereğidir.