Bir kişinin, yakın akrabasının (örneğin oğlunun) işlediği bir suçu yetkili makamlara bildirmemesi, TCK m. 278 kapsamında 'suçu bildirmeme' suçunu oluşturur mu? Bu durumu Anayasa m. 38/5'te düzenlenen 'nemo tenetur' ilkesi ve CMK m. 45'teki 'tanıklıktan çekinme hakkı' ile ilişkilendirerek açıklayınız.
Hayır, bu durum TCK m. 278 kapsamında suç oluşturmaz. TCK m. 278'de suçu bildirme yükümlülüğü düzenlenmiş olsa da, bu yükümlülük mutlak değildir. Anayasa'nın 38. maddesinin 5. fıkrası, 'Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya... zorlanamaz.' hükmünü içermektedir. Bu, 'nemo tenetur' ilkesinin anayasal temelidir. Bu ilke, sadece sanığın susma hakkını değil, aynı zamanda kişinin yakınlarını ele vermeme hakkını da kapsar. Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) m. 45, bu anayasal ilkeyi somutlaştırarak, şüpheli veya sanığın nişanlısı, eşi, üstsoy ve altsoyu, belirli derecedeki kan ve kayın hısımları ile evlatlığının 'tanıklıktan çekinme hakkı'na sahip olduğunu düzenlemiştir. TCK m. 280/2 ise, sağlık mesleği mensuplarının suçu bildirme yükümlülüğünü düzenlerken 'Tanıklıktan çekinebilecek olan kişiler bakımından ihbar yükümlülüğü yoktur.' şeklinde bir istisna getirmiştir. Bu istisna, kıyasen TCK m. 278 ve 279 için de geçerlidir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatları da bu yöndedir (Örn: Yargıtay 5. Ceza Dairesi - Karar: 2011/2656). Sonuç olarak, tanıklıktan çekinme hakkına sahip olan bir kişinin, bu hakkın sahibi olduğu yakını aleyhine sonuç doğuracak bir suçu bildirme yükümlülüğü bulunmamaktadır. Kişiyi, yakınının işlediği suçu ihbar etmeye zorlamak, onu dolaylı olarak yakını aleyhine tanıklık yapmaya zorlamak anlamına geleceği için Anayasa m. 38/5'e aykırı olur.