657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 76. maddesi, idareye 'görev ve unvan eşitliği gözetmeden' memurları naklen atama yetkisi vermektedir. Bu takdir yetkisinin sınırları nelerdir ve idari yargı bu yetkinin kullanımını hangi kriterlere göre denetlemektedir? Danıştay 2. Dairesi'nin E:2021/14132, K:2021/4910 sayılı kararındaki denetim yaklaşımını açıklayınız.
DMK m. 76, idareye personel yönetimi konusunda geniş bir takdir yetkisi tanır. Ancak idare hukukunun temel ilkeleri gereğince bu takdir yetkisi mutlak ve sınırsız değildir. İdari yargı denetiminde bu yetkinin sınırları şu ilkelerle çizilir: 1) Kamu Yararı ve Hizmet Gerekleri: Atama işleminin temel amacı, kamu hizmetinin daha etkin ve verimli bir şekilde yürütülmesini sağlamaktır. Kişisel, siyasi veya keyfi nedenlerle yapılan, hizmetin gerektirmediği atamalar bu amaca aykırıdır. 2) Kazanılmış Hak Aylık Derecesine Uygunluk: Madde, atamanın memurun kazanılmış hak aylık derecesine eşit veya daha üst bir kadroya yapılabileceğini belirtir. Bu, mali hakların korunmasına yönelik bir sınırdır. 3) Kariyer ve Liyakat İlkeleri: Anayasa ve DMK'da yer alan bu ilkeler, memurun bilgi, birikim ve yeteneğine uygun görevlerde çalıştırılmasını gerektirir. Bir daire başkanının, hiçbir somut sebep gösterilmeden ve hizmetteki verimi düşürecek şekilde, uzmanlığıyla ilgisiz bir göreve atanması bu ilkelere aykırı olabilir. 4) Gerekçe ve Somut Tespit: İdare, özellikle bir üst görevden alt göreve atama gibi memurun statüsünü olumsuz etkileyen işlemlerde, bu atamayı gerektiren somut, nesnel ve hukuken kabul edilebilir sebepler (yetersizlik, başarısızlık, soruşturma sonucu vb.) ortaya koymalıdır. Danıştay 2. Dairesi'nin ilgili kararında bu denetim yaklaşımı açıkça görülmektedir. Daire, daire başkanı olarak görev yapan davacının görevinde başarısız veya yetersiz olduğuna dair hiçbir somut, nesnel bilgi ve belge sunulamadığı, hakkında bir soruşturma bulunmadığı gerekçesiyle, görevden alınarak daha alt bir göreve atanması işlemini 'kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırı' bularak iptal etmiştir. Bu karar, takdir yetkisinin keyfi kullanılamayacağını ve somut gerekçelere dayanması gerektiğini vurgulamaktadır.