TSK personelinin 15 yıllık mecburi hizmet yükümlülüğünün, Anayasa'nın 18. maddesinde düzenlenen 'zorla çalıştırma yasağı' (angarya) ve 49. maddesindeki 'çalışma ve sözleşme hürriyeti' karşısındaki anayasal durumunu, kamu hizmetinin sürekliliği ve özel niteliği ilkeleri bağlamında değerlendiriniz.
TSK personelinin mecburi hizmet yükümlülüğü, ilk bakışta Anayasa'daki zorla çalıştırma yasağı ve çalışma hürriyetiyle çelişiyor gibi görünebilir. Ancak bu durumun anayasallığı, kamu hizmetinin ve özellikle askerlik mesleğinin özel niteliğiyle açıklanmaktadır. Anayasa Mahkemesi ve Danıştay'ın yerleşik kararlarında bu tür yükümlülükler anayasaya aykırı bulunmamıştır. Değerlendirme şu esaslara dayanır: 1) Gönüllülük Esası: Kişiler, TSK'ya kendi iradeleriyle, bu mesleğin getirdiği hak ve yükümlülükleri (mecburi hizmet süresi dahil) bilerek ve kabul ederek girmektedirler. Başlangıçtaki bu rıza, durumu 'zorla çalıştırma' kapsamından çıkarır. 2) Kamu Hizmetinin Özel Niteliği: Askerlik, sıradan bir meslek değil, Anayasa'nın 72. maddesinde bir 'vatan hizmeti' olarak tanımlanan, ülkenin savunması ve güvenliğiyle doğrudan ilgili, özel bir statüye tabi bir kamu hizmetidir. Bu hizmetin sürekliliği ve etkinliği, yetişmiş personelin belirli bir süre görevde kalmasını zorunlu kılar. 3) Devlet Yatırımının Karşılığı: Devlet, askeri personelin eğitimi ve yetişmesi için çok ciddi ve uzun süreli yatırımlar yapmaktadır. Mecburi hizmet süresi, bu yatırımın kamuya hizmet olarak geri dönmesini güvence altına alan bir mekanizmadır. 4) Ölçülülük: 15 yıllık süre, Anayasa'da güvence altına alınan haklara bir sınırlama getirse de, bu sınırlamanın ülke savunması gibi çok üstün bir kamu yararı karşısında ölçülü olduğu kabul edilmektedir. Dolayısıyla mecburi hizmet, angarya olarak değil, özel bir kamu hizmeti statüsünün getirdiği, başlangıçta rızaya dayanan ve meşru bir amaca hizmet eden ölçülü bir yükümlülük olarak görülmektedir.