CMK m. 116 ve devamı maddeleri uyarınca gerçekleştirilecek bir arama işleminde 'makul şüphe' unsurunun bulunmaması veya arama kararının CMK m. 119'daki şekil şartlarına aykırı olması durumunda elde edilen delillerin hukuki akıbeti ne olur? Bu durumu Anayasa m. 38/6 ve CMK m. 206, 217 hükümleriyle birlikte değerlendiriniz.
Arama, özel hayatın gizliliğine ve konut dokunulmazlığına yönelik ciddi bir müdahale olduğundan sıkı şartlara bağlanmıştır. CMK m. 116'ya göre arama için 'makul şüphe'nin varlığı, m. 119'a göre ise kural olarak yetkili merciden (hakim, savcı vb.) usulüne uygun bir 'karar' veya 'emir' alınması zorunludur. Bu koşullardan birinin eksikliği, yapılan aramayı hukuka aykırı hale getirir. Hukuka aykırı arama sonucu elde edilen delillerin akıbeti, Anayasa'nın 38. maddesinin 6. fıkrasında yer alan 'Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez' hükmüyle belirlenir. Bu anayasal ilke, ceza muhakemesinde 'delil yasakları'nın temelini oluşturur. CMK'da bu ilkeye paralel düzenlemeler bulunur. CMK m. 206/2-a, 'kanuna aykırı olarak elde edilmiş' delilin reddedilmesini öngörür. CMK m. 217/2 ise, 'yüklenen suçun, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebileceğini' belirterek, delillerin hukuka uygun yollardan elde edilmesi gerektiğini vurgular. Sonuç olarak, makul şüphe olmadan veya usulsüz bir kararla yapılan arama sonucu ele geçirilen bir eşya (örneğin uyuşturucu madde, silah) veya belge, 'hukuka aykırı delil' niteliğinde olup, sanığın mahkumiyetine esas alınamaz. Mahkeme, bu delili hükme esas almadan, dosyada başkaca hukuka uygun delil varsa onlarla bir karar vermek zorundadır. (Bkz: Yargıtay 14. Ceza Dairesi E:2012/9348, K:2014/6943).