2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'nun (PVSK) 4/A maddesinde düzenlenen 'yoklama' ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 116. maddesinde düzenlenen 'arama' arasındaki temel hukuki farkları; amaç, şartlar, yetki ve sonuçları açısından karşılaştırınız. (Yargıtay 11. Ceza Dairesi E:2018/3576, K:2020/4969 sayılı kararı ışığında)
PVSK m. 4/A'daki 'yoklama' ve CMK m. 116'daki 'arama' kavramları sıkça karıştırılsa da aralarında temel hukuki farklar bulunur: 1) Amaç: Yoklama, 'önleme' amaçlıdır. Bir tehlikeyi veya suç işlenmesini önlemek amacıyla yapılır. Arama ise 'adli' amaçlıdır. İşlenmiş bir suçun delillerini elde etmek veya şüpheli/sanığı yakalamak amacıyla yapılır. 2) Şartlar: Yoklama için 'makul bir sebebin' varlığı yeterlidir. Bu, polisin tecrübesine ve anlık duruma dayalı bir şüphe olabilir. Arama için ise 'makul şüphe' gerekir. Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği m. 6'ya göre makul şüphe, hayatın akışına göre somut olaylar karşısında duyulan ve ihbar veya emarelerle desteklenen daha yoğun bir şüpheyi ifade eder. 3) Kapsam ve Yöntem: Yoklama, 'kaba üst araması' olarak da bilinen, kişinin üstündeki elbisenin dışından elle kontrol edilerek silah veya tehlike oluşturan bir cismin varlığını tespit etmeye yönelik, daha sınırlı bir işlemdir. Ceplere veya çantanın içine bakılması arama niteliğindedir. Arama ise, kişinin üstünü, eşyasını, konutunu, işyerini daha detaylı bir şekilde incelemeyi kapsar. 4) Karar: Önleme amaçlı yoklama için kural olarak bir karar gerekmez; polisin durdurma yetkisinin doğal bir sonucudur. Adli arama için ise kural olarak hakim kararı, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde savcı emri (konut, işyeri ve kapalı alanlar hariç kolluk amiri emri de olabilir) gerekir (CMK m. 119). Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin ilgili kararında da belirtildiği gibi, suçüstü halinde PVSK'nın verdiği yetkiyle yapılan ve 'yoklama' niteliğindeki kontrol sonucu elde edilen delil hukuka uygun kabul edilmiş, bu işlemin CMK anlamında bir arama olmadığı ve arama kararı gerektirmediği vurgulanmıştır.